<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BoK Var Sen de GeL .Com &#187; Tepkisel</title>
	<atom:link href="http://www.bokvarsendegel.com/kategori/tepkisel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bokvarsendegel.com</link>
	<description>Biraz ondan biraz bundan rahatlatan bilinçli mekan!!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Mar 2010 23:17:03 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ÇOCUKLUKLARIMIZIN BAYRAMI</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/09/30/cocukluklarimizin-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/09/30/cocukluklarimizin-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2008 10:22:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>citizen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com//cocukluklarimizin-bayrami.html</guid>
		<description><![CDATA[Bayramlar herkesindir.
İster ülkemizde olsun, ister dünyanın en varsıl ya da en yoksul bir başka köşesinde.
Bayramlar herkesindir, ama önce çocukların.
Bir bayram gününün getirdiği farklılığı, parıltılı coşkuyu, öncesindeki gizli heyecanları, sonrasındaki serbest bırakılan hüzünleri, su katılmamış bir masumiyet ile önce çocuklar fark eder, onlar yaşar.
Çocuklar bayramların, kapı kapı dolaşıp el öpen, şeker toplayan aksesuarları değildir.
Onlar ; tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bayramlar herkesindir.<img src="http://www.dinibil.com/DiniBilImages/cartoon/bayram.gif" width="169" align="right" height="151" /><br />
İster ülkemizde olsun, ister dünyanın en varsıl ya da en yoksul bir başka köşesinde.<br />
Bayramlar herkesindir, ama önce çocukların.<br />
Bir bayram gününün getirdiği farklılığı, parıltılı coşkuyu, öncesindeki gizli heyecanları, sonrasındaki serbest bırakılan hüzünleri, su katılmamış bir masumiyet ile önce çocuklar fark eder, onlar yaşar.</p>
<p>Çocuklar bayramların, kapı kapı dolaşıp el öpen, şeker toplayan aksesuarları değildir.<br />
Onlar ; tüm bir yaşamın tam bayramlık halidir, bayram günüdür. Yaşlarımız kemale ermek için yol almaya devam ettikçe, iki de bir başımızı geriye doğru çevirip sanki görecekmiş gibi “nerde o eski bayramlar” dememiz bundandır işte. Özlediğimiz o eski bayramlar değil, o bayram günlerini yaşayan kendi çocukluklarımızdır. Ve hiç kuşku duyulmasın ki bugünün çocukluk çağlarının cıvıltılı bahçelerinde oynanan oyunlar, aynı ağızların yarınlarda söyleyeceği “nerde o eski bayramlar” şarkısının hüzünlü nakaratlarına dönüşecektir,çok değil yirmi sene, otuz sene sonra. Göz açıp geçinceye kadar kısa bir süre sonra…</p>
<p><span id="more-174"></span></p>
<p>Bir bayram günü.<br />
Belki bir sonbahar serinliği ya da yaz sıcaklarının yeni kucaklanmaya başladığı bir bayram günü. Zorla koparılmış bayram harçlıklarını erken tüketmemek için kasabanın aynı zamanda şeker de satan tek oyuncakçısının önünden değil daha arka sokaklarından kırlara doğru koşan üç çocuk için bir bayram günü. Simsiyah saçları, kocaman ışıltılı gözleri ve ayaklarında yalın ayakkabıları ile…</p>
<p>İki adım sonra ….<br />
“açık arazide buldukları patlamamış top mermisi ile oynayan ilkokul öğrencisi üç çocuk feci şekilde parçalanarak can verdi”</p>
<p>Etrafa saçılan tüketemedikleri bayram harçlıkları parçalanmamıştı ama onlar “nerede o eski bayramlar” diyemeyecek kadar küçük parçalara ayrılıp yok olmuşlar değil yok edilmişlerdi.</p>
<p>Bir bayram günü.<br />
Özlenmiş bir yağmurun sonrasında yaşanan toprak kokulu ya da saçaklarından buz kristallerinin mızrak gibi sarktığı bir bayram günü. Gecenin konuklarına ekmek almak için yakındaki bakkala değil bilmediği bir başka gecenin karanlığına doğru örgülü sarı saçları, mavi gözleri ile yürüyen kız çocuğu için bir bayram günü. Ardından gelen kirli suratlı iğrenç kokulu o sese bakıncaya kadar…</p>
<p>Ertesi gün …<br />
“Bakkala gitmek üzere çıktığı evine dönmeyen küçük kızın cesedi, hemen arka sokaktaki bir inşaatın içinde bulundu. Boğularak öldürülmeden önce tecavüze edildiği anlaşılan…”</p>
<p>Ve daha niceleri…<br />
Hayal dünyası kurgularının bile kabul edemeyeceği kadar “aşağılık” ama ne yazık ki gündelik ve sıradan hale dönüşen gazete haberleri. Bunları münferit olaylardan saymayı kabullenmeye başladığımız bu günlerde, birilerinin binlerce kilometre uzaklardan düğmeye basarak gönderdiği bombaların nereye ve kimlerin üstüne düşeceğinin de çok önemi kalmıyor. Çocukları o şekilde öldüremezsek bile bir şekilde ama nasılsa öldürmenin yolunu buluyoruz …</p>
<p>Öldürdüklerimizin çocuklar değil, kendi çocukluklarımız, bayramlarımız olduğunu aklımıza getirmeden…</p>
<p>Unutmayalım, bayramlar herkesindir.<br />
İster ülkemizde olsun, ister dünyanın en varsıl ya da en yoksul bir başka köşesinde.<br />
Bayramlar herkesindir, ama önce çocukların.<br />
Bayram olsun, kapımızda onların ürkek yada şakrak seslerini duyalım…<br />
Kapımız çalınsın, açalım …….</p>
<p>“Çalıyorum kapınızı,<br />
teyze, amca, bir imza ver.<br />
Çocuklar öldürülmesin,<br />
şeker de yiyebilsinler.”<br />
(-nazım hikmet-)</p>
<p>Sevgili dostlarım…<br />
Hepinizin bayramını şimdiden kutluyor, bu bayramı çocukluklarınız gibi yaşamanızı ve daha da nicelerinde de hep beraber olabilmeyi diliyorum.</p>
<p>(c.ç)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/09/30/cocukluklarimizin-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇÖP KOVASINA &#8211; GÜNGÖREN</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/30/cop-kovasina-gungoren.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/30/cop-kovasina-gungoren.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jul 2008 22:53:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>citizen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/cop-kovasina-gungoren.html</guid>
		<description><![CDATA[TV muhabiri anlatıyor nefes nefese :
-Şimdi kopmuş kolların , bacakların arasından yürüyorum . Bir kadın yerdeki cesedin başında ağlıyor &#8220;beni bırakıp gitme diye&#8221;&#8230;
TV muhabiri anlatıyor en dramatik tona bürünmüş sesiyle :
-Üç yaşındaki Aleyna ; hiç gelinlik giyemeyeceğini anlamıştı ve onun için doğum gününde giymek için babasından gelinlik istemişti. Tabuta sarılmış ağlayan genç anneyi kastederek devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TV muhabiri anlatıyor nefes nefese :<img src="http://www.karikaturize.com/modules/coppermine/albums/userpics/10003/teror.jpg" align="right" height="199" width="203" /><br />
-Şimdi kopmuş kolların , bacakların arasından yürüyorum . Bir kadın yerdeki cesedin başında ağlıyor &#8220;beni bırakıp gitme diye&#8221;&#8230;</p>
<p>TV muhabiri anlatıyor en dramatik tona bürünmüş sesiyle :<br />
-Üç yaşındaki Aleyna ; hiç gelinlik giyemeyeceğini anlamıştı ve onun için doğum gününde giymek için babasından gelinlik istemişti. Tabuta sarılmış ağlayan genç anneyi kastederek devam ediyor . Ağlama acılı anne ağlama, o artık dönmez geri &#8230;.Yukarıdaki örnekler önce kulağı çekilip sonra kıçına tekme vurularak kapı dışına atılması gereken bir habercilik anlayışının en zavallı ve en tehlikeli örnekleri. İki gündür TV lerin haber bültenlerinde bir anlamda &#8220;sömürünün&#8221; en kolay yolundan yürünerek kulaklarımızdan, gözümüzden içeri sokuluyor  ve yüreklerimizi dağlıyor&#8230;</p>
<p><span id="more-170"></span></p>
<p>Ve öncesinde bir başka tarafta :</p>
<p>Müthiş zekice ( ! ) bir plan yapılıyor&#8230;</p>
<p>Önce çıkarılan sese doğru insanların yoğunlaşması sağlanıyor&#8230;<br />
Sonra da o insanları öldürmek için düğmeye basılıyor &#8230;<br />
Kim olduklarına bakılmadan . Üç yaşından otuz yaşına ve hatta üç otuz yaşındakine kadar &#8230;<br />
Kim varsa orada toplanan , ölüm piyangosundan büyük ikramiyeyi almaya hak kazanıyor &#8230;</p>
<p>Sonuç muhteşem ( ! )&#8230;</p>
<p>17 ölü ve yüzlerce yaralı&#8230;Maddi hasar çok, manevi hasarın ise tarifi yok ..</p>
<p>Sonuç tam zafer ( ! )  &#8230;.<br />
Madem ki sonuç tam zafer öyle ise ; talepleri ne ise bütün kullanım hakları ile otomatikman onların üstüne devredilmesi de gerekir .Siz kazandınız diyerek ..</p>
<p>Şimdi bu iğrenç ve insanlık dışı olayı böyle mi anlatalım &#8230;</p>
<p>Ya da bunu böyle anlatan , değerlendiren, içinden geçiren var mı, olabilir mi ?</p>
<p>Bu olayın tetikçisinden , olmayan suratlarını karanlığın arkasına gizlemeye çalışan büyük patronlar ve bu iğrenç cinayet şebekesinin bir şekilde içinde yer alanlar dışında kimin yüzünde bir tebessüm açabilir , kimin yüreğine acı düşmez ki&#8230;.</p>
<p>Bu olayı yukarıdaki gibi anlatamayacağımıza göre &#8230;<br />
Hani zafer &#8230;  Hani başarılmış eylem .. Onlar nerede &#8230;.Amaçların ulaşılmış bir tarafı da olmalı ..Ya onlar nerede &#8230;..</p>
<p>Ama hiç biri yok ortada . Bu kadar laf olsun diye yapılmış olabilir mi bu eylem . Artık klasikleşen öfke yada tepkilerin dışında bir akıl süzgecinin içine toplamak gerekiyor bu yaşanılanları, bu yapılanları &#8230;Ve elemeleri orada yapmak, dışarıya taşırmadan yapmak &#8230;</p>
<p>Bunu yapacak olanlar ise bizlerin yani  bu ülkenin yurttaşlarından başka kimse değil &#8230;Çünkü ne yazık ki görev tanımlarında yazılı olanlar bunu yapamadılar şimdiye kadar .</p>
<p>Bizlerin çözüm arayışlarımızda ise , yüreklerimizdeki sağduyu ve aklımızın sınırlarını sonuna kadar kullanmak zorunlu rehberliğinin dışında hiç bir silahımız olmamalı &#8230;</p>
<p>Ancak bu ülkenin yurttaşlarının , gerçek sahibi olanların üreteceği çözüm ile bu kargaşa biter ve failleri bu kez kendilerini sokup bir poşete o bomba yerleştirdikleri çöp kovalarına saklanırlar &#8230;</p>
<p>Yani sadece akıl&#8230;., Tüm sömürülere kapalı yürekler ve akıl &#8230;Başka yolu yok .</p>
<p>ÜLKEMİZİN BAŞI SAĞOLSUN , SON OLSUN,  ACILARI UNUTULMASIN ..</p>
<p>(c.ç)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/30/cop-kovasina-gungoren.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demokrasi üzerine</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/25/demokrasi-uzerine.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/25/demokrasi-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 20:11:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>citizen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/demokrasi-uzerine.html</guid>
		<description><![CDATA[Haftanın son iş gününün hepinize , hepimize hayırlara vesile olmasını diliyor ve en kalbi duygularla selamlıyorum aziz grup arkadaşlarım&#8230;.
(uzun boylu RTE&#8217;ye vekaleten ben) Demokrasi elbetteki adı ile bile halkı onurlandıran bir yönetim, bir idare biçimi &#8230;Tartışılır mı &#8230;Kesinlikle hayır &#8230; TBMM&#8217;nin orta yerinde ; birisi ben bu işi yaparım arkadaş ısrarı ile anırırken, diğeri kürsüye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftanın son iş gününün hepinize , hepimize hayırlara vesile olmasını diliyor ve en kalbi<img src="http://www.komikim.com/karikatur/karikaturler/kasimozkan/3demokrasi.jpg" align="right" height="179" width="211" /> duygularla selamlıyorum aziz grup arkadaşlarım&#8230;.<br />
(uzun boylu RTE&#8217;ye vekaleten ben) Demokrasi elbetteki adı ile bile halkı onurlandıran bir yönetim, bir idare biçimi &#8230;Tartışılır mı &#8230;Kesinlikle hayır &#8230; TBMM&#8217;nin orta yerinde ; birisi ben bu işi yaparım arkadaş ısrarı ile anırırken, diğeri kürsüye çıkıp ısrarla &#8220;erken seçim istiyoruzzzz&#8221; diye yırtınmaya başlar birdenbire . Ve bizler de halk olarak sürü-sepet , ne olup bittiğini anlamadan bir sabah kendimizi seçim sandığının önündeki kuyrukta buluveririz.</p>
<p>Arkamızda , bebek yüzlü ünlü genç kızımızın aynı sırada olmaktan pek hoşlanmadığı bir çoban , önümüzde vaaz nöbetini vekiline devretmiş bir imam&#8230; Gurur ve keyifle ve suratımızda ; &#8220;ulan şimdi göreceksiniz gününüzü benden size oy yok, hadi bakalım güle-güle&#8221; sırıtması , elimizde ülkenin kantarının topuzu varsayımı bekleriz ki sıra bize gelsin&#8230;</p>
<p><span id="more-169"></span></p>
<p>Gelir de tabi &#8230;</p>
<p>Dönüş yolumuzu ; ülkeyi nihayet demokratik yolla kurtarmış olmaya bir oy ile de olsa katkıda bulunmuş olmanın müthiş keyfini , anlatılmaz gururunu taşıyan ruhumuzun, beynimizin, gönlümüzün , bedenimizin rahatlamış ayak seslerinin açtırdığı çiçekler süsler &#8230;</p>
<p>Ertesi sabah olunca suratlarımızın alacağı şekil değişikliğini anlatmanın ise mümkünü yoktur &#8230; Akşamı bekleriz ki ; kimi dertten içermiş-kimi neş&#8217;eden şarkısını dinleyerek yeni renk almış efkarımızı dağıtalım, arada alın yazısı gibi, değişmeyecek kader çizgisi gibi mor salkımlı sağ el işaret parmağımızın<br />
ucuna bakarak &#8230;</p>
<p>Demokrasi tartışılmaz ..<br />
Biz halklar için , en onurlu idare edilme , yönetilme biçimidir .<br />
Ama ayda 500 YTL yi sıkı pazarlıklar sonrası alabilen asgari ücretli . Günde 10 YTL ye bulduğu işi kaçak çalışma pahasına takla atarak kabul eden üniversite mezunu işsizler ve diğerlerimiz için asla kendi kendini yönetme biçimi değildir &#8230;&#8230;</p>
<p>Yönetilenler için fakir ama onurlu , yönetenler için ise bol havalı ve bol kazançlı ve gururlu&#8230;.</p>
<p>Buyuralım bugünün gazetelerinden alınma aşağıdaki habere &#8230;.:</p>
<p>*****************<br />
AKP İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit, TBMM Başkanlığı’na ‘kıyak emeklilik’ teklifi sundu. ‘Hazırlığı’ son ana kadar reddeden Yiğit, “Kesinlikle böyle bir şey yok” demişti.</p>
<p>Teklifini sunduğu saatlerde bile tepki toplamamak için girişimini saklayan Yiğit, AKP grubunun dahi onayını almadı.<br />
AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün, Yiğit’in teklifine katılmadıklarını belirterek, “Grup olarak böyle bir çalışmaya destek vermemiz söz konusu değil. Milletvekillerinin özlük haklarına ilişkin kapsamlı bir düzenleme yapılması gerekmektedir” dedi.<br />
Mevcut sisteme göre bir kişinin milletvekilliğinden emekli olup yüksek maaşı alabilmesi için 2 yıl bu görevi yapmış olması gerekiyor. 2 yıl vekillik yapan emeklilik süresi geldiğinde vekil emeklisi sayılıyor. 22 Temmuz seçimlerinde Meclis’e giren 150 kişi emeklilik hakkını kazanmadı. Bir erken seçimin gündeme gelmesi ve seçilememeleri halinde bu kişiler emekli milletvekillerinin haklarından yararlanamayacak. Yiğit’in yasa teklifi ile 2 yıllık bu süre kalkacak. Bir kişi, milletvekili seçildiği andan itibaren otomatik olarak emeklilik hakkı kazanacak. Aynı hak dışarıdan atanan bakanlar için de geçerli olacak.</p>
<p>(c.ç)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/25/demokrasi-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İllerin yeni Milletvekili sayısı</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/20/illerin-yeni-milletvekili-sayisi.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/20/illerin-yeni-milletvekili-sayisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jul 2008 14:15:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>citizen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/illerin-yeni-milletvekili-sayisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Nüfus sayımlarında artık kapımızı dışardan üstümüze kilitleyerek, gözümüz yollarda sayım memurunu bekleme dönemi geride kaldı . Hem de canımızın şiddetli bir şekilde sokağa çıkmak istediği bir günde .Artık çağ atlamanın bu konudaki rahatlığı içinde &#8220;adrese dayalı nüfus kayıt sistemi&#8221; ile oluşturulan veri tabanı sürekli güncellenerek canlılarımızın kayıtları ile canlı tutulacak &#8230;Ya da öyle olduğu varsayılacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nüfus sayımlarında artık kapımızı dışardan üstümüze kilitleyerek, gözümüz yollarda<img src="http://www.izlenimler.net/wp-content/uploads/2008/04/milletvekili-kavgasi.jpg" align="right" height="139" width="199" /> sayım memurunu bekleme dönemi geride kaldı . Hem de canımızın şiddetli bir şekilde sokağa çıkmak istediği bir günde .Artık çağ atlamanın bu konudaki rahatlığı içinde &#8220;adrese dayalı nüfus kayıt sistemi&#8221; ile oluşturulan veri tabanı sürekli güncellenerek canlılarımızın kayıtları ile canlı tutulacak &#8230;Ya da öyle olduğu varsayılacak &#8230;Böyle bir dönemi geride bıraktık . Bu arada kayıt altına alındık mı alınmadık mı . Hadi bizi bir tarafa bırakalım nüfumuz arttı mı , azaldı mı &#8230;Farkında bile olmadık . TÜİK&#8217;in verdiği çelişkili haberlerden hangisi doğru , hangisi yanlış . Ya da hiç birisi doğru değil de hepsi mi yanlış &#8230; Bilemiyoruz . Çünkü tesbit bitecek gibi değil ki&#8230;.Düne kadar her gün iki artıp bir eksilirken bundan böyle uzun boylu Recep beyin talimatları ve kısa boylu avenesi diğer Recep beyin destekleri ile sanırım 3, 4 ya da 5 artıp 1,5  eksileceğiz .</p>
<p><span id="more-167"></span><br />
İyi , hoş , ne ala-ne ala &#8230;Ama şimdi bir de (sanırım) bu günkü elde olan değerlere göre İllerin çıkaracakları milletvekili sayısında da bu parallelikte oynamalar başladı . Mesela İstanbul&#8217;a on adet milletvekili ilavesi yapılırken çok sayıda ilin seçim öncesi hevesli kursaklarında birer-ikişer eksilmeler meydana geldi . İstanbul , sanıyorum 80 küsura terfi ederken mesela Bayburt<br />
1 tane numunesi ile TBMM de temsil edilecek &#8230;</p>
<p>Bu durumda bir yanlışlık yok mu &#8230;.Düşünelim ki İstanbul 80 değil 550 milletvekili ile temsil edilse ne olur &#8230;Sorunları mı çözülür &#8230;Ya da Bayburt&#8217;a 50 milletvekili ile temsil hakkı versen ne olur &#8230;Cennet&#8217;e mi transfer olur . kesinlikle hayır &#8230;Yani  formaliteden öteye gitmez bu uygulama ama kırıcı sonuçlar, alınganlıklar ve boyun bükmelere neden olur &#8230;<br />
Bir İstanbul&#8217;lu yurtaş bir tartışma anında Bayburt&#8217;lu diğer yurttaşa : sus ulan milletvekili sayın kadar konuş derse ne olacak &#8230;Kafası önünde kös-kös geldiği yöne doğru yürümekten başka &#8230;</p>
<p>Yani elinizde hesap makinesi ile , birden şu kadar arttılar hadi bir ilave yada yahu nerede bu adanlar hadi bir tane çıkar hesapları yapmak yerine &#8230;.</p>
<p>Nasılsa değişmeyecek bir milletvekili tavan sayısı var elimizde&#8230;Sabitlersin çıkaracakları milletvekillerini &#8230;Herkes bilir ne olacağını, ne kadar hevesleneceğini ve sorunlarının hala ne için çözülemediğini &#8230;<br />
İstanbul&#8217;a 60 , Ankaraya 40, İzmir&#8217;e 20 , Bayburt&#8217;a 3 vesaire &#8230;</p>
<p>Yahu amma boş bir konuya takıldım bu güzel ve sıcak Pazar günü &#8230;Ama siz gene de &#8220;ha şunu bileydin&#8221; filan demeyin, alınırım &#8230;.</p>
<p>(C.Ç)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/20/illerin-yeni-milletvekili-sayisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer &#8216;gece yarısına&#8217; beş kaldı</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/nukleer-gece-yarisina-bes-kaldi.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/nukleer-gece-yarisina-bes-kaldi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 20:17:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mihem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com//nukleer-gece-yarisina-bes-kaldi.html</guid>
		<description><![CDATA[Kendilerini insanlığın geleceğini tehdit eden olaylara karşı
toplumu uyarmaya adayan bir grup bilim adamı, bu tehditleri
 sembolize eden Kıyamet Günü Saati&#8217;ni, gece yarısına 
yani &#8216;felakete&#8217; doğru iki dakika ileri aldı.
Böylece &#8220;felaket saati&#8221; Soğuk Savaş&#8217;ın sona ermesinden bu yana dördüncü kez ilerlemiş oldu.Bundan 60 yıl önce kurulan ve kendilerine &#8220;Atom Bilim Adamları Bülteni&#8221; adını veren grup, Londra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="storytext"><strong>Kendilerini insanlığın geleceğini tehdit eden olaylara karşı</strong><strong><img src="http://www.ntvmsnbc.com/news/258365.jpg" align="right" border="0" height="138" width="191" /></strong></p>
<p class="storytext"><strong>toplumu uyarmaya adayan bir grup bilim adamı, bu tehditleri</strong></p>
<p class="storytext"><strong> sembolize eden Kıyamet Günü Saati&#8217;ni, gece yarısına </strong></p>
<p class="storytext"><strong>yani &#8216;felakete&#8217; doğru iki dakika ileri aldı.</strong></p>
<p class="storytext">Böylece &#8220;felaket saati&#8221; Soğuk Savaş&#8217;ın sona ermesinden bu yana dördüncü kez ilerlemiş oldu.Bundan 60 yıl önce kurulan ve kendilerine &#8220;Atom Bilim Adamları Bülteni&#8221; adını veren grup, Londra ve Washington&#8217;da eş zamanlı düzenlenen basın toplantılarında, saati ileri alma gerekçelerini &#8220;nükleer silahlara ve küresel ısınmaya karşı önlem alınamaması&#8221; olarak açıkladılar.</p>
<p class="storytext"><span id="more-164"></span></p>
<p class="storytext">Motor-nöron hastası dünyaca ünlü bilim adamı Stephen Hawking, kullandığı elektronik cihaz aracılığıyla yaptığı konuşmasında saatin neden ileri alındığını anlattı.</p>
<p class="storytext">&#8220;İkinci nükleer çağın eşiğindeyiz. Benzeri görülmemiş bir iklim değişiminin yaşandığı bu dönemde bilim adamlarının halkı ve liderleri tehlikeler konusunda uyarma sorumluluğu bulunmaktadır.&#8221; diyen Hawking, yaptıkları değerlendirmeler sonucunda saati iki dakika ileri alarak, kamuoyunu dünyanın kötü gidişatı konusunda uyardıklarını söyledi.</p>
<p class="storytext">Atom Bilim Adamları Bülteni adlı grubun yöneticilerinden Rebecca Johnson da, Kıyamet Günü Saati&#8217;nin aslında dünyanın karşı karşıya olduğu tehlikerin çözülebileceğini göstermenin bir yolu olduğunu söyledi.</p>
<p class="storytext">&#8220;Bu saat genel eğilimleri temsil ediyor. Bir nükleer çağ ve iklim felaketiyle burun burunayız. Bu saat, kamuoyunu &#8216;uyandırmak&#8217; onların bilinçlenmesini sağlamaktan öte, içine saplandığımız bataktan çıkış yolu olduğunun da bir göstergesi.&#8221; diyen Johnson, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p class="storytext">&#8220;Bu biz insanlara, öncelikle de, bu tehditleri yaratan bazı teknolojileri üreten bilim insanlarına düşüyor. Aynı bilim insanları Kıyamet Günü Saati&#8217;ni geriye döndürmenin de yollarını bulabilirler.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/nukleer-gece-yarisina-bes-kaldi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Longyarbyön&#8217;de ölmek yasak!&#8217;</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/longyarbyonde-olmek-yasak.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/longyarbyonde-olmek-yasak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 18:17:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mihem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/longyarbyonde-olmek-yasak.html</guid>
		<description><![CDATA[Ağır şekilde hastalanma talihsizliğine uğradıysanız, bir uçağa bindiriliyorsunuz
ve ömrünüzün son günlerini Norveç&#8217;in başka bir yerinde geçiriyorsunuz.
Yok, uçağa yetişemediniz ve hastalığa ya da kazaya bu topraklarda kurban gittiyseniz?
 O zaman da bu topraklara gömülemiyorsunuz. Kasabanın küçük mezarlığı bundan 70 yıl önce yeni cenaze kabul etmeyi durdurmuş. Bir dağın eteğindeki rüzgâra korunaklı vadiye inşa edilmiş küçük ahşap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="storytext">Ağır şekilde hastalanma talihsizliğine uğradıysanız, bir uçağa bindiriliyorsunuz<img src="http://www.guzelresimler.net/data/media/16/doga%20fotograflari.jpg" align="right" border="0" height="122" width="183" /><br />
ve ömrünüzün son günlerini Norveç&#8217;in başka bir yerinde geçiriyorsunuz.</p>
<p class="storytext">Yok, uçağa yetişemediniz ve hastalığa ya da kazaya bu topraklarda kurban gittiyseniz?</p>
<p class="storytext"> O zaman da bu topraklara gömülemiyorsunuz. Kasabanın küçük mezarlığı bundan 70 yıl önce yeni cenaze kabul etmeyi durdurmuş. Bir dağın eteğindeki rüzgâra korunaklı vadiye inşa edilmiş küçük ahşap evlerden oluşan kasabada yaklaşık 1500 kişi yaşıyor.</p>
<p class="storytext"><span id="more-162"></span></p>
<p class="storytext">Kristin Grotting, psikoterapist.</p>
<p class="storytext">Buraya 12 yıl önce yerleşmiş.</p>
<p class="storytext">Açık renk cildi yazları sürekli gökyüzünde parlayan güneşin etkisiyle kızarmış.</p>
<p class="storytext">Kutup bölgesinde, Mart ile Ekim arası uzun bir tek gün gibi.</p>
<p class="storytext">Güneş hiç batmıyor. Ama hiç bir zaman da pek ısıtmıyor.</p>
<p class="storytext">Longyarbyön körfezine bakıyoruz beraber. Açıklıyor, eskiden sürekli buz olan bu körfez, artık kış ortasında bile donmuyor. Çevresindeki buzullar da giderek eriyip küçülüyor.</p>
<p class="storytext">Çok değil on yıl kadar önce, kar motosikletleriyle gezdiklerini anlatıyor körfezin üzerinde.</p>
<p class="storytext">Şimdi bu mümkün olmuyormuş.</p>
<p class="storytext">Küresel ısınma Kristin Grotting&#8217;i kaygılandıran tek konu değil. Emekli olduğunda ne yapacağını düşünüyor. Çünkü bu kasabada yaşlılar ve bakıma muhtaç insanlar için hiç bir olanak yokmuş.</p>
<p class="storytext">Yaşlılar için huzurevi yok ama anaokulu var Longyarbyön kasabasının.</p>
<p class="storytext">Kışları aylar süren karanlık gece boyunca çocuklar yaptıkları kocaman ve sapsarı güneş resimleri ve kabartmalarını asıyorlar pencerelere.</p>
<p class="storytext">Çocukların bazıları psikoterapi kliniğine geliyor. Kristin sürekli kalın kış giysileri içinde dolaşmaktan çocukların kollarını bacaklarını özgürce hareket ettirmeyi öğrenemediklerini anlatıyor.</p>
<p class="storytext">Anaokulunun bahçe duvarı dışında ise çocukları çok daha büyük tehlikeler bekliyor. Öğretmenler bu yüzden sürekli silah taşıyorlar. Çünkü Longyarbyön 1500 insanın yanı sıra, kutup ayılarının da memleketi.</p>
<p class="storytext">Üniversite birinci sınıfa başlayan her öğrenci, ilk öğretim gününde, kutup ayısının nasıl vurulup öldürüleceğini öğreniyor. İlk tavsiye, &#8220;Hayvanın başını vurmak zordur, göğsüne nişan al&#8221;. &#8220;Eğer ayıyla karşılaştığında silahın yoksa dikkatini dağıtmak için eldivenlerini çıkarıp uzak bir yere at, belki dikkatini dağıtabilirsin&#8221;. &#8220;eğer ağzını şapırdatır gibi sesler çıkartıyorsa öldürmeye hazırlanıyor demektir. O zaman, ayıya, Longyarbyön&#8217;de ölmenin yasak olduğunu hatırlatmayı dene, bakarsın hukuka saygısı vardır&#8221;.</p>
<p class="storytext">Şaka bir yana, Longyarbyön&#8217;de bu tehlikeli hayvanları meşru savunma dışında öldürmek kesinlikle yasak. O durumda bile olayı Svalbard valisine bildirmek gerekiyor.</p>
<p class="storytext">Ziyaretine gittiğim, vali Per Sefland&#8217;ın ofisinde içi doldurulmuş koca bir kutup ayısı var. &#8220;Vallahi ben vurmadım&#8221; diyor.</p>
<p class="storytext">Vali tam tersine, başkent Oslo&#8217;da avukatlık yaparken, sırf doğal hayata düşkünlüğü nedeniyle buraya tayinini istemiş. Sefland&#8217;la birlikte kasabanın kızaklarını çeken huski köpeklerini görmeye gidiyoruz. Çalışmadıkları zamanlarda, köpekler körfeze bakan bir merkezde büyük kafesler içinde yaşıyor ve balıkçıların getirdiği fok etleriyle besleniyorlar.</p>
<p class="storytext">Huskilerin kampının hemen yakınına kutup ördekleri yerleşmiş. Köpeklerin sesinden ürken kutup tilkileri burada onları rahatsız edip yumurtalarını ve yavrularını çalamıyormuş.</p>
<p class="storytext">Yazlar neyse ama mevsim daha doğrusu gün kışa döndüğünde yaşam daha bir çetinleşiyor bu topraklarda. Bembeyaz, kıpır kıpır ördek kolonisine bakınca, insanlar da kış uykusuna yatabilseydi diyorum, dev bir kuştüyü yorganın sıcaklığına gömülüp.</p>
<p class="storytext">Çünkü cesetlerin, soğuk nedeniyle hiç bir şekilde bozulmadığını keşfetmişler.</p>
<p class="storytext">İnanması güç ama bilim adamları yakınlarda 70 yıl önce ölüp buraya gömülmüş bir ceset üzerinde yaptıkları incelemede, 1917&#8242;de çıkan bir salgınla kasaba halkının önemli bir kısmının ölümüne yol açan grip virüsünü capcanlı tespit ettiler.</p>
<p class="storytext">Kuzeyde 78. paralel üzerindeki Longyarbyön, Norveç&#8217;in kuzey sahili ile Kuzey Kutbu arasındaki Svalbard takımadalarından birinin üzerinde.</p>
<p class="storytext">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/longyarbyonde-olmek-yasak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hepimiz birer yalancıyız.!</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hepimiz-birer-yalanciyiz.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hepimiz-birer-yalanciyiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 00:11:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Caka</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/hepimiz-birer-yalanciyiz.html</guid>
		<description><![CDATA[Yalan, herkes tarafından etik anlamda uygun görülmeyen bir davranış olarak kabul edilse de, bütün hayatımız yalan üzerine kuruludur. Fazla samimi olmadığınız bir arkadaşınızın dedesi vefat ettiğinde onu anlayamasak bile, üzülmemiz gerektiği için üzgün görünürüz. Aslında üzülmemişizdir, sadece arkadaşımıza üzgün görünerek kendimizi bile inandırdığımız bir yalana boyun eğmişizdir. Birine deliler gibi aşık olduğumuza kendimizi inandırırız, gerçekten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Arial"><span></span>Yalan, herkes tarafından etik anlamda uygun görülmeyen bir davranış olarak kabul</span><img src="http://aminus3.s3.amazonaws.com/image/g0005/u00004034/i00095152/04288fe196c2331d8bb7e109133956cc_large.jpg" align="right" height="145" width="182" /><span style="font-family: Arial"> edilse de, bütün hayatımız yalan üzerine kuruludur. Fazla samimi olmadığınız bir arkadaşınızın dedesi vefat ettiğinde onu anlayamasak bile, üzülmemiz gerektiği için üzgün görünürüz. Aslında üzülmemişizdir, sadece arkadaşımıza üzgün görünerek kendimizi bile inandırdığımız bir yalana boyun eğmişizdir. Birine deliler gibi aşık olduğumuza kendimizi inandırırız, gerçekten aşık olduğumuz şey hayalimizdir ama kendimizi yalanımıza öyle bir kaptırırız ki tek yaptığımızın hayalimize bir beden seçmek olduğunun farkına bile varamayız. Fazla mı karamsar söylediklerim? Hayatınızı kadınların ıkınarak kaka yaptığını düşünerek geçiriyorsanız eğer siz zaten dediklerimin farkındasınızdır ve dediklerimin karamsar birinin ya da duyguları olmayan bir serserinin söyledikleri olmadığını anlamışsınızdır,<span>  </span>kadınların kaka yaptıklarının ama kakalarının kokmadığına ve renginin pembe olduğuna inananlardansanız düşünceleriniz her an değişebilir, ancak kadınların kaka yapmadıklarını ve boşaltım sistemlerinin yalnızca terden oluştuğuna inananlardansanız hayal dünyasında yaşamanın keyfini çıkarmaya devam edin, çünkü gerçeklerin iğrençliğinin farkına varmaktansa hayal dünyasında yaşamak insanı ölene kadar mutlu kılacak kadar avutma kredisine sahiptir.<span>  </span><span>  </span></span></p>
<p class="MsoNormal"> <span id="more-158"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Arial"><span>  </span><span> </span>Bir kız ile bir erkeğin tanışmasından itibaren ayrılıklarına kadarki süreci incelersek eğer yukarıda saydığım üç tane metaforu daha iyi açıklayabilirim. Bu açıklamaları da aşağıda yazan hikayeye yaptığım ufak çaplı müdaheleler ile daha anlaşılabilir kılabilirim. ‘ O gün her zamankinden daha erken uyandı. Kendi kendine ‘öğleden sonra dörtlü arkadaş grubu olarak dışarı çıkacağım, ama erken uyanmamın bu buluşmanın heyecanıyla uzaktan yakından alakası yok’ diye söylendi, kendini ikna etmesi gerekiyordu, eğer erken uyanmasının sebebinin bu olduğunu belli ederse herhangi bir arkadaşına, kaybedenler kulübüne dahil olup arkadaş çevresindeki prestiji sarsılabilirdi. Kahvaltısını mısır gevreği ile yaparak kendisini daha iyi hissetti, çünkü mısır gevreği yemek bile modern diye tabir edilen hayat tarzının bir parçasıydı onun için. Her ne kadar inkar etse de, kafasında ne giyeceğini önceden tasarlamıştı, en sevdiği mavi gömleğini giyecekti. Çünkü bu gömlek ‘ben aslında çok rahat bir adamım, bu buluşmayı da pek önemsemiyorum, kafamda ne giyeceğimi de kesinlikle tasarlamadım, dolaptan elime ne geçtiyse hemen giyip dışarı çıktım valla’ görüntüsü taşıyordu. Modern erkek olmanın şartlarından birine daha uyarak fazla gösterişli olmayan ama ufacık armasıyla ‘ben öyle kocaman yazılarla bezenmiş, markasını ifşa eden, insanların gözüne sokan gösteriş meraklısı biri gibi giyinmem, ama kaliteli ve pahalı giyindiğimi de dikkatli gözler farkedebilmeli’ demek isteyen gömleğini üstüne geçirdi. Bu gömlekle kendisini yatı olan zengin bir işadamı gibi hissediyordu ve bu buluşma için ihtiyacı olan özgüvenin bir miktarını karşılıyordu. Bu kadar erken saatte giyinmesinin sebebi ise, gömleğinin vücudunu eskiden olduğu gibi sarıp sarmadığından emin olmak istemesiydi, çünkü göğsünün sağ ve sol alt kısmında boşlukta sallanan kumaş onun şişman olduğu izlenimi yaratabilirdi ve uzman çöpçatanlar tarafından tasarlanan bir günde içine sinmeyen bir gömlek giymeyi göze alamazdı, demin sahip olduğu özgüven yerini sıkıntıya bırakabilirdi. Aynanın karşısına geçip poz kesti ve derhal florasan lambayı kapattı, şu hayatta öğrendiği en önemli şeylerden biri de florasan lambanın çirkinlikleri ortaya çıkardığı ve herkesin özgüvenini sıfıra indirebilecek bir güce sahip olduğuydu. İyice kendisini inceledikten sonra, gömlek içine sindi ve rahat bir nefes aldı, bir erkek olarak sürekli üstüne yeni birşey giyerek ayna karşısında poz kesmenin ezikliğini yaşamaktan kurtulmuştu böylece. Dudağının üzerinde çıkmak için debelenen tüyleri kesmesi gerektiğini farketti, islami harekete dahil olduğunu vurgulayan tel tel bıyıklarıyla insanlara gülümsememek gerektiği de modern erkek olma kriterlerinden biriydi. Onları da traş köpüğü kullanmadan temizledikten sonra hayaller kurmaya başladı. Büyük beklentilerin doğuracağı hayalkırıklıklarının büyüklüğünü de biliyordu ama elinde değildi, şapşallık erkek arkadaşları çevresinde olmadığı sürece kabul edilebilirdi, çünkü kızların şapşal ve romantik erkeklerden hoşlandıklarını iddia etmelerine rağmen yüzeysel ve playboy erkeği tercih ettiğinden habersizdi, şapşallığını çekici bulduğunu zannetti ve bugün bu şapşallığından yararlanabileceğini düşündü. Bu işi daha önce binlerce defa yapmış olduğuna kendini yeterince inandırırsa, çok önemli mesajlar vermek isteyen gömleğinin ağırlığını taşıyabilirdi. Tuvalette daha fazla oyalanmak istemedi, ama sabah ereksiyonundan bir an önce kurtulması gerekiyordu. Bugünkü buluşmanın gidişatını hayaldünyasında öyle bir canlandırdı ki, cazibesinden sadece yeni tanışacağı kız değil, erotik bir atmosfere sahip restorandaki seksi bayan garsonlar bile etkilenmişti. Porno filmlerin gerçekçiliği üzerine düşünecek durumda olmadığından karşısındaki dişileri zekası veya fiziksel görünümüyle etkilemesine gerek bile kalmamıştı. ‘Keşke gerçek hayat da böyle olsa, her ne kadar insanlar romantizm aradıklarını söylese de özümüzdeki hayvansı güdüleri kim reddedebilir ve herşeyin aslında tek birşey üzerine kurulu olduğunu, yaptıklarımızı gerçekten neden yaptığımız sorusunun yanıtının cinsellik olduğunu kim inkar edebilir?’ gibi düşünceler kafasında belli bir süre dolandıktan sonra cinselliğin karşı konulmaz şuursuzluğuna kendini kaptırdığından bu düşünceler bir anda beyninden silindi ve bir maymunla aynı zeka düzeyine ulaştı. Hayatı boyunca başına dert açan ve lisedeyken ayağa kalkmasına bile engel olan, tahtaya kalkıp arkadaşlarının maskarası olmamak için dualar ettiren ereksiyonundan kurtulmuştu. Evde kimsenin olmamasının avantajını kullanmıştı, gerçi olsa da birşey farketmezdi çünkü oyunu kurallarına göre oynama konusunda ustalaşmış, yıllar geçtikçe ayak dinleme eksperi olmuş, şüphe uyandırmamak için kapıyı kilitlememesi gerektiğini öğrenmiş ve evi biri terkettikten en az yarım saat sonra bu işe girişmesi gerektiğini ve böylece evde unutulan eşya ile birlikte geri gelen ebeveynin gazabından sakınabileceğini hesaba katmıştı. Yakalandığı takdirde yaşayacağı paniği hayal etti ve içi ürperdi. Gerçi sicili temizdi ve bir aile trajedisi kurgulamasına ve yeni kamuflaj taktikleri üzerine kafa yormasına şimdilik gerek yoktu. Dini inançları olmamasına rağmen, abdest almasının ona şans getireceğine inanarak duşa girmeyi düşündü. Ama duş almak için erken olduğunu farketti, ‘ya dışarı çıkana kadar terlersem?’ diye içinden geçirdi. Pis işlerini hallettikten sonra vakit geçirmek için televizyonu açtı. İlişkiler üzerine kurulu herhangi bir dizi işini görebilirdi, böylece buluşmada konuşacak bir konu bulabilir, oluşabilecek olası bir garip sessizliği engelleyebilir, bu garip sessizlik üzerine espri bile yapabilir, hatta dizilerde geçen ve ilişkiler üzerine anlatılan daha doğrusu ahkam kesen teorileri kendi yorumuymuş gibi anlatıp karşısındaki kızı etkileyebilirdi. Hem kimse daha ilk tanışacağı insanı ‘bunlar senin düşüncelerin mi yoksa bir diziden araklayarak bize hava mı atıyorsun?’ diye bozmak istemezdi. En azından öyle olmasını ümit etti. Gerçi bu duruma da hazırlıklıydı: ‘ben aslında bunları daha önce düşünmüştüm, o dizide görünce de onaylanmış gibi oldu hehe’ şeklinde dansözlük yaparak üste çıkabilirdi. Tek sorun diyalogun dizideki şekliyle devam edip etmeyeceğinden emin olamamasıydı, bir anda ortaya birşey attıktan sonra insanların yapacağı yorumlar beynindeki yaratıcılık lobunda arıza çıkartabilirdi. Cep telefonunun mesaj sesiyle irkildi, onu bu kadar heyecanlandıran buluşmayı ayarlayan arkadaşı kendisine saat beş gibi hazır olmasını tembihliyordu. ‘Beni evimden alması şart mı?’ diye düşündü, çünkü bir buluşmada arabası olan kişi, her ne kadar inkar edilse de buluşmanın gizli lideridir. Onun yorumları yan koltukta oturan erkekten daha değerlidir, yan koltukta oturan erkeğin söyledikleri değerlendirmeye alınır ancak direksiyon başındakinin söyledikleri emir niteliğindedir. Hem ‘benim arabam var, gösteriş yapmak istemiyorum, ayağımı yerden kesecek bir taşıt bana yeter şeklinde mütevazilik yapsam da bu buluşmanın kralı benim sizin de farkında olmadan itaat ettiğiniz gibi’ demek isteyen kendisiydi, arkadaşının yaptığı haksızlıktı. Geri mesaj atmak istedi, ama arabasının olmadığını farkedince, içten içe sinir olarak televizyon izlemeye devam etti ve en kısa zamanda evdekilere araba konusunu açmaya karar verdi. Bu buluşmayı ayarlayan arkadaşının gireceği triplere karşı da hazırlıklı olmalıydı: ‘bu buluşmayı ben ayarladım, o yüzden babacan tavırlarım sinirlerine dokunduğu anda seni bitiririm haberin olsun’ bakışlarına karşılık olarak ‘sana minnettarım zaten ama lütfen şu imalı bakışlarından ve cümlelerinden, beni utandıran ve kızla yakınlaştırma çabalarından vazgeç’ dürtüşü işini görebilirdi. Kararları arkadaşının vermesine izin vermesi de önemliydi, gidilecek yeri kendisi belirlememeliydi, böylece büyük bir sorumluluktan kurtulmakla kalmayıp arkadaşının egosunu okşayarak bir süre kendisini utandırmasını engelleyebilirdi. Hatta yeni tanıştığı kızla gittikleri yer hakkında şaka amaçlı eleştirilerde bulunup cilveleşebilirdi bile. Yakın arkadaşına karşı samimi olmadığı kızla birlik oluşturarak saldırmak, örneğin restoranın ne kadar da kötü olduğundan şakacı bir dille bahsetmek, en eski yakınlaşma yöntemlerinden biri olsa da, istenilen yakınlaşmayı sağlayamama riski de taşımaktaydı. Şakalarını yeni tanıştığı kız üzerinden yapmak kadar riskli değildi gerçi, ilkokul tekniklerinden kurtulması gerektiğini uzun süre önce farketmişti. Saçını çekerek hoşlandığını belli eden ilkokul çocuğunun aksine modern erkeğin yükümlülüğünün, her türlü duruma karşı nazik bir dille, tatlı tatlı gülümseyerek ve bu gülümseme sırasında ‘saçmalamayın arkadaşlar lütfen artık kendinize gelin, rahat bırakın benim hoşlandığım ve birlikteymişiz gibi tribe girdiğim güzel kızı demek istesem de, onu gülümsemem ve şekerliğimle koruduğumu da belli etmek istiyorum bir yandan, o yüzden abartmadan devam edin lütfen’ anlamına gelen bakışını takınması gerektiğini hafızasına kazıdı. Bu bakışı defalarca kullanmıştı, boynu içinde bulunduğu mahçubiyeti dile getirircesine öne eğik, gözleri özür dilercesine yere bakar pozisyonda olmalı ve yüzündeki gülümseme suratına yayılmalıydı. Yere bakış attıktan sonra kızın gözlerine yağmurda kalmış kedi yavrusu bakışı atmasıyla onun kalbini kazanabilirdi, bunu da kendisine iyice tembihledi. Arkadaşından az önce aldığı mesajın sinirini bozması yetmezmiş gibi, saatin bir türlü geçmek bilmemesi de canını sıkıyordu. Halbuki ders çalışırken öyle miydi? Bir soru çözdükten sonra saatine bakardı ve iki saatin geçtiğine inanamaz, bundan sonra hergün düzenli olarak çalışacağına yeminler ederdi. Şimdi dersi düşünmenin sırası değildi, en etkili zaman geçirmenin arkadaşının yolladığı fotoğrafları gözden geçirerek, kızın fotoğraflardaki kadar güzel olduğuna kendisini inandırmak olduğuna karar verdi. Fotoğrafların çok şey anlattığına binlerce kez tanık olmuştu, eğer fotoğrafta birtakım efektler varsa kızın gizlemek istediği bir çirkinliği olduğunu, yan yan atılan seksi bakışlar varsa kızın sahip olamadığı güzel gözlere bu taktiksel bakışlarla sahip olmaya çalıştığını, evde güneş gözlüğüyle çekilen pozlar varsa kızın boş vaktinin çok olduğunu, peluş bir oyuncak varsa kızın güzel olmayışını örtbas etmek için tatlılığını kullanmaya çalıştığını, komiklik yapmaya çalışan mimikler varsa da ‘ben çok makara bir kızım’ demek istediğini tecrübeleriyle tasdiklemişti. Kızın fotoğraflarında deminki kalıplara uydurabileceği bir negatiflik yoktu, gayet sadeydi ve göze çarpan fazla detay da yoktu. ‘Çok hoş kız ya’ dedi kendi kendine, sonra bu dediğinden utandı, çevresinde kimsenin olmadığından emin olsa da içgüdüsel olarak etrafına bakındı ve karnında tuhaf bir rahatsızlık hissetti. Kendisini kızın hoş olduğuna inandırmak istemiyordu, daha doğrusu kızdan hoşlandığına inanmak istemiyordu, çünkü kızı daha görmemişti bile. Çünkü bunu yaparsa, buluşma esnasında kendisi olamayacağını ve kızın istediği adam olmaya çalışacağını, kendi kişiliğini unutacağını ve üstelik en iğrenci bu durumdan keyif alacağını çok iyi biliyordu. Kendisini ispatlamaya çalışırken, kendisinin aslında nasıl biri olduğunu unuttuğuna defalarca tanık olmuştu. Bunları düşünmekten ziyade hala nasıl vakit geçireceği hakkında bir fikri olmaması canını sıkıyordu. Buluşmayla ilgili herhangi birşey düşünmeyip, rahat adamı oynaması gerektiğini hissetti. Komik birşeyler izlemeye karar verdi, böylece hem demin izlediği dizi sayesinde ilişkiler üzerine ahkam kesebilecek hem de şimdi izleyeceği komik dizi sayesinde özgün olmadığı anlaşıldığında rezil olma riskinin sıfıra yakın olduğu, kimsenin hatırlayamayacağını düşündüğü ufak repliklerden alıntılar yaparak kendisinin gibi görünen esprilerle herkesi güldürebilecek ve buluşmanın komik adamı olabilecekti. Böylece modern erkeğin gereklerinden birini daha yerine getirmiş olacaktı. Hayattan öğrendiği diğer şeyin de hayatın asla planlar dahilinde hareket etmediği olduğunu şimdilik önemsememeye karar verdi. ‘Bu tip sinir bozucu gerçeklikteki cümleler birisi sana fikir danıştığında hava atmak için kullanılır’ diyerek belki sekseninci defa kendisini kandırmayı başarıp planlar oluşturmaya devam etti. Heyecanlı olmasına güveniyordu, çünkü kız bir amaçtı ve heyecan olduğu zaman hırsın da yardımıyla kızı elde etmek için elinden geleni yapacağını biliyordu. ‘İlişkimizde heyecan kalmadı’ şeklindeki beylik cümle de buradan geliyordu, elde edilenin getirdiği hayalkırıklığından doğuyordu bu cümle, ortada bir amaç kalmıyordu çünkü. Tartışmalar da bu yüzden ortaya çıkıyordu ya zaten, ortada hırslanacak, elde edilecek birşey kalmadığından ve insanları korkutan o koca boşluk kendisini göstermeye başladığından, ilişkiye heyecan katabilmek için geçici çırpınışlar üretiliyordu. Hele ki ‘beni ne kadar çok seviyorsun?’ ya da ‘ben senin için bir alışkanlığım artık..’ gibi boşluğun artık alçıyla bile kapatılamayacağı çaresizlik içinde çırpınan, ‘konuşacak hiçbirşeyimiz kalmadı, neyse burdan belki ekmek çıkar’ şeklinde bilinçaltında yatan düşüncelerle devam ettirilmeye çalışılan ilişkilerde yapılması gerekenin bu boşluğa düşüleceğini öngörüp, iki tarafın da birbirini kaybetme riskini maksimum seviyede tutup, cilveleşme sürecini olabildiğince uzatmak olduğuna dair düşüncelerini arkadaşlarıyla paylaşamamıştı saçmaladığı düşünülmesin diye. Arkadaşları daha çok hangi pozisyonda sevişmekten hoşlandıklarından ya da kimin kimle çıktığından bahsetmekten ya da yakın arkadaşlarından birinin ünlü bir mankenle para karşılığı yattığına diğerlerini inandırmaktan keyif alıyorlardı ve eğer kendisi yukarıdaki düşüncelerini açıklamaya kalksaydı ‘bence senin bir an önce biriyle sikişmen lazım’ şeklinde atılan kahkahaların şiddeti dolayısıyla cevap vermenin imkansız olduğu bir cümleyle karşılacağını da idrak etmişti bunca zaman sonra.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hepimiz-birer-yalanciyiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenekon &#8211; Tuncay güney</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/18/ergenekon-tuncay-guney.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/18/ergenekon-tuncay-guney.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 01:02:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KukLa</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/ergenekon-tuncay-guney.html</guid>
		<description><![CDATA[TUNCAY GÜNEY’İN KİMLİĞİ
Tuncay Güney, İmam Hatip Lisesi mezunu, sonra İsmailağa dergahına yerleştiriliyor.
Hızla ilerliyor ve Fethullah Gülen tarikatına dahil ediliyor.
1989-1991 yılları arasında Fethullah Gülen’in özel kalemi. Altunizade’deki FEM Dersanesi’nin en üst katındaki bürosunda, Fethullah’ın randevularını düzenliyor.
Görüşmelere katılıyor. Samanyolu televizyonunun kurulmasını sağlayan ekipten.
O sırada Samanyolu televizyonunda programlar yapıyor. 1993-1996 yıllarında Akşam gazetesinde muhabir.Bu arada Gen.Veli Küçük’le ilişkisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TUNCAY GÜNEY’İN KİMLİĞİ<img src="http://www.kenthaber.com/Resimler/2008/04/24/00376797.jpg" align="right" height="136" width="173" /><br />
Tuncay Güney, İmam Hatip Lisesi mezunu, sonra İsmailağa dergahına yerleştiriliyor.<br />
Hızla ilerliyor ve Fethullah Gülen tarikatına dahil ediliyor.<br />
1989-1991 yılları arasında Fethullah Gülen’in özel kalemi. Altunizade’deki FEM Dersanesi’nin en üst katındaki bürosunda, Fethullah’ın randevularını düzenliyor.<br />
Görüşmelere katılıyor. Samanyolu televizyonunun kurulmasını sağlayan ekipten.<br />
O sırada Samanyolu televizyonunda programlar yapıyor. 1993-1996 yıllarında Akşam gazetesinde muhabir.Bu arada Gen.Veli Küçük’le ilişkisi olduğunu söylüyor.<br />
Tuncay Güney’in Türkiye’de bulunduğu dönemde yaptığı önemli işler, kendi anlatımlarına göre şöyle: &#8211; Fethullahçıların Erbil’deki kolejinin kapanmasını önlemek için PKK’ya 15.000 doları ben götürüp verdim.</p>
<p><span id="more-156"></span></p>
<p>- Doğu Perinçek’in Bekaa kampında Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmelerin fotoğraflarını PKK’dan alıp MİT’e getirdim. Lübnan’da PKK’nın adamıyla buluşup, fotoğrafları teslim aldım, getirip teslim ettim.</p>
<p>- Tansu Çiller ile Abdullah Çatlı’yı birlikte gösteren fotomontaj fotoğrafı DYP milletvekiline 2.5 milyar lira karşılığında sattım.</p>
<p>- Büyük Birlik Partisi’ninin kuruluşu için Fethullah Gülen’in verdiği para destesini Muhsin Yazıcıoğlu’na teslim ettim.</p>
<p>MİT eski Kontr-terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür. 4 Haziran 2000’de “atin.org” isimli web sitesinde “Çift Meslekliler” başlıklı yazısında Tuncay Güney’in 1997 yılında Susurluk’un ünlü “düğün fotoğrafını” basına, istihbarattan alıp sattığını yazıyor.</p>
<p>Zamanlama dikkat çekici.</p>
<p>Olayın üzerinden üç yıldan fazla geçmiş. Ancak, Tuncay Güney’i himaye ettiği söylenen Tuğgen. Veli Küçük’ün emekli olacağı o günlerde kesinleşmiş.</p>
<p>Tuncay Güney, Eymür’ün yazısı üzerine telaşa kapılıyor ve kısmen korku, kısmen Amerika’da lüks yaşam hayalleriyle CIA’nın kucağına düşürülüyor.</p>
<p>Tuncay Güney, istenen ifadeyi verdikten sonra ABD’ye götürülüyor. Amerika’da kalacağı yeri, çalışacağı kurumu ayarlayan, Eski MİT Kontr-Terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür.</p>
<p>New York Institutes adlı paravan kurumda, Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya ilişkin raporlar hazırlaması için işe alınıyor.</p>
<p>İngilizce bilmeyen ve Türkçeyi bile doğru dürüst kullanamayan Tuncay Güney’in ABD’ye varır varmaz işe alınıp, maaşa bağlanması dikkat çekici.</p>
<p>New York Institutes adlı kuruluşun merkez bürosu Kanada’ya taşındığı için, Tuncay Güney ABD ile Kanada arasında gidip geliyor.</p>
<p>OPERASYONDAN BİR AY ÖNCE İSTANBUL’A GELDİ</p>
<p>Tuncay Güney, Ergenekon operasyonu başlatılmadan hemen önce Türkiye’ye getiriliyor. İstanbul Kağıthane’de Yahya Kemal Mahallesi’ndeki eve gelip gittiği saptanıyor.</p>
<p>TUNCAY GÜNEY’İN CIA’YA BAĞLI NEW YORK INSTITUTES’DEKİ GÖREVLERİ</p>
<p>New York Institutes’ün Kanada’daki adresi 216 Westmount Ave, M6E 3M8, Toronto, O.N, Canada.</p>
<p>ABD’deki adres ise dikkat çekici.</p>
<p>Bir posta kutusu: PO Box 353 Dumont New Jersey 07628.</p>
<p>New York Institutes sitesinin telif hakları “lifezion.inc” adlı internet şirketine ait.</p>
<p>Bu şirket ise Güney Kore merkezli “Today and Tomorrow Co.Ltd” isimli şirketinin. http://www.instituteus.com/news/turkish/ bağlantısında Tuncay Güney’in fotoğrafının yanında “Editor in Chief” yazıyor.</p>
<p>Türkçesi Genel Yayın Yönetmeni.</p>
<p>Müdür sıfatıyla bir başka Türk ismini görüyoruz: Yakup Can.</p>
<p>Bir tek Can’ın fotoğrafı yok. İki Türk ismi Murat Özcan ve Melis Nacar ise İngilizceye uyarlanarak Morad Ozjan ve Meliss. T. Nacar şeklinde yazılmış.</p>
<p>Ekibin diğer üyeleri ise: Vahid Garousi, Estelle Swettenham, Tim Syevens, Renat Elizarov, Aleksander Ivanov.</p>
<p>Tuncay Güney’in sitesinin yan tarafında “Congregation Melech Yisrael” diye bir başlık var. Tıklayınca başka bir siteye geçiliyor.</p>
<p>İsa’yı peygamber olarak benimseyen bağnaz bir Yahudi tarikatının resmi sitesi. CIA varsa, MOSSAD’ın bulunması olağan.</p>
<p>TUNCAY GÜNEY’İN RAPOR VE YAYINLARı CIA VE MOSSAD BAĞLANTISINI ORTAYA SERİYOR</p>
<p>Tuncay Güney’in yayın yönetmenliğini yaptığı sitedeki makaleler CIA ve MOSSAD bağlantısını ortaya koyuyor. Bir başlık:</p>
<p>“Ermeniler Türkler Tarafından Baltalarla Öldürüldü. Anatolia College Müdüründen Sinirleri Altüst Eden Açıklama.”</p>
<p>Kasım 1917 tarihli The New York Times’taki makale Türkçe olarak yayınlanıyor:</p>
<p>“Hükümet adamları Merzifon’un Ermeni mezarlığını da tarla gibi sürerek dümdüz ettiler ve oraya tohum ektiler. Bu yerde bundan böyle hiçbir Ermeni yaşamasın, ölmesin, gömülmesin diye. Anatolia College’de hiçbir Ermeni öğrenci bırakılmadı. Kentteki Protestan topluluğu 950 kişiydi. 900’den çoğu pastörleriyle birlikte katledildi. Bir uçtan öbür uca hükümet programıydı bu. Ermeni halkına karşı jenosit.”</p>
<p>19 Eylül 2004 tarihli Tuncay Güney imzalı “Evanjelizm” yazısı, Ergenekon Operasyonu’nunda kullanılan kışkırtıcı ajanın kimliğini ele veriyor:</p>
<p>“Evanjelizm, Kutsal Kitap’a yönelmektir.…Müslüman topluluklar yıllarca, İsa-Mesih’e iman edenlere karşı asılsız iddialar ortaya attılar. Bu yüzyılda saçma sapan iddialar devam ediyor. Kutsal Kitap’ı okusalar ve anlasalar iddia sahiplerinin suçlamalarının asılsız olduğunu görecekler.”</p>
<p>Yine Tuncay Güney imzalı 5 Mayıs 2006 tarihli “Sabetay Sevi ve Kuzu Bayramı” başlıklı yazıda Siyonizme müthiş övgü var, işte Tuncay Güney’in “Türkçesiyle” o makale:</p>
<p>“Dönemin büyük Rabay’ı Sabatay Sevi, bu tehditler karşısında Müslüman olduğunu açıkladı. Ve adı Mehmet oldu. O sıkıntılı dönemde imanlılarına Sarayın kapalı kapıları ardında olan bitenleri anlatan Sabatay Sevi faaliyetlerini ve ibadetlerini gizli devam ettirmek zorunda kaldı. Fakat, Büyük Israel Sevdasından hiç bir zaman vazgeçmedi.</p>
<p>Israel’i sevenler olarak hareket eden Rabay’i ve öğrencileri iki isim kullanmaya ve Müslüman gibi yasamak zorunda kaldılar. Bugüne kadar Sabayatcilar olarak anılan bu grup’un öğrencileri gizliliğe önem verdiler.</p>
<p>Yeni Israel kurulurken destek ve diplomatik yardımlarını esirgemediler. Sabatay Sevi’yi sevenler bir aile teşkilatı değildir. Sabatay Sevi’ye inan ve gönül bağlayan o dönem birçok Hristiyan ve Müslüman kişilerde oldu….</p>
<p>Rabay- Sabatay Sevi hareketi bir kaç ailenin tekelinde gizli bir örgütlenme gibi gösterilmeye çalışılıyor. İmanlılar sion’nun ışık askerleri iken karanlığın ordusu gibi tanıtılmaya çalışılıyor… Kutlu olsun bahar-kuzu ve Sabatay’ın doğum günü.”</p>
<p>Alıntıdır.</p>
<p>http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7457</p>
<p>İlgili köprü +</p>
<p>http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&amp;articleid=332</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/18/ergenekon-tuncay-guney.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
