<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BoK Var Sen de GeL .Com &#187; Hayattan</title>
	<atom:link href="http://www.bokvarsendegel.com/kategori/hayattan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bokvarsendegel.com</link>
	<description>Biraz ondan biraz bundan rahatlatan bilinçli mekan!!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Mar 2010 23:17:03 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hiç bitmeyen, hep bitmeyen olarak kalacak mevzu</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hic-bitmeyen-hep-bitmeyen-olarak-kalacak-mevzu.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hic-bitmeyen-hep-bitmeyen-olarak-kalacak-mevzu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 20:25:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dharmakarmavarma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/gozlemler/hic-bitmeyen-hep-bitmeyen-olarak-kalacak-mevzu.html</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde duygusal ya da romantik komedi temalı filmler izleme ihtiyacı hissettim baya. Haliyle ben de başladım şöyle sağa sola acaba ne izlesem diye. Sonra aklıma yıllar önce bir iki kez izlemiş olduğum bi film geldi &#8220;Before Sunrise&#8221;. Genelde diyaloglarla geçtiğinden  insanın kendine sorabileceği bi sürü soru geliveriyo aklına ki bi bakmışsın sen o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde duygusal ya da romantik komedi temalı filmler izleme ihtiyacı hissettim<img src="http://www.emresururi.com/blogs/sururi/images/before_sunrise.gif" align="right" height="119" width="190" /> baya. Haliyle ben de başladım şöyle sağa sola acaba ne izlesem diye. Sonra aklıma yıllar önce bir iki kez izlemiş olduğum bi film geldi &#8220;<em>Before Sunrise&#8221;. </em>Genelde diyaloglarla geçtiğinden  insanın kendine sorabileceği bi sürü soru geliveriyo aklına ki bi bakmışsın sen o konuyu düşünürken film uçmuş gitmiş. İşte beni bu duruma iten bi mevzu da &#8220;Adada 99 erkek 1 kadın olsa ya da 1 erkek 99 kadın olsa olabilecek şeyler tarzında bi diyalogtu. Muhtemelen izlemeyen fazla kimse kalmamıştır ama kısaca o diyalogtan bahsedeyim ben&#8230;</p>
<p><span id="more-153"></span></p>
<p>Julie Delpy ve Ethan Hawke arasında geçen, kafamı sola doğru yatırıp gözlerimle yukarılara bakıp canlandırmaya çalıştığım diyalog şöyledir ki&#8230; Ethan Hawke bi adada 99 kadın ve 1 erkek, bir de 99 erkek 1 kadın varken neler olabileceğinden bahsederken Julie Delpy belki çoğu insanın kabul edeceği ama benim gerçekten garipsediğim bi cevap verir &#8220;adada 1 kadın 99 erkek olsaydı erkekler 46 kişi falan kalır çünkü epsi kadına sahip olmak için birbirini yerlerdi ama 1 erkek 99 kadın olsaydı o zaman da adada erkek kalmazdı çünkü kadınlar hepsi birden erkeği yer bitirirlerdi&#8221;. Kelimesi kelimesine aynı olmasa da aşağı yukarı buna benzer bişeydi.</p>
<p>Herneyse efenim gelelim bizim mevzumuza; bana garip geldi ki niye 99 kadın ve 1 erkek varken kadınlar erkek için birbirini yemeyip de erkeği kurban ediyolar. Kadınlarda da bi erkeği elde etmek için aynı hırs yok mudur? Yoksa çok mu barışçıl ya da çok mu mantığa dayalı hareket eder kadınlar erkekler konusunda. Ya da erkekler ya hip ya hiçten mi ibarettirler? Bu da mı olmadı peki adada 1 kadın var diye erkekler neden birbirini öldürüyo ki etkilemek mi amaç yoksa &#8220;<em>last standing</em>&#8221; mi ya da ortada risk bırakmama isteğimi? Peki bu kadar soru sordum hangisinin cevabı &#8220;evet bu yüzden&#8221; ki? Hangisinin olduğu açık ne hepsinin ne de hiçbirinin &#8230;Bunlar alışageldiğimiz çoktan seçmeli ÖSS soruları değil ki kesin bi cevabı olsun. Eveet nereye geldik ki şimdi biz? Şuraya geldik ki &#8220;Bu erkekler şöyledir bunu bunu yaparsan kesin böyle derler böyle yaparlar, katiyyen dayanamazlar&#8221; ya da &#8221; Abi bi kıza bunu bunu de vermezse dopum&#8221; tarzı klişe ve bayat laflardan etrafımızda tonlarca var&#8230;Ben de bu diyalogu birazcık benzettim şu &#8220;kadınları/erkekleri tavlamanın 100 altın kuralı&#8221; tarzı klişe söylemlere. Benzemiyo mu iy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hic-bitmeyen-hep-bitmeyen-olarak-kalacak-mevzu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer &#8216;gece yarısına&#8217; beş kaldı</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/nukleer-gece-yarisina-bes-kaldi.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/nukleer-gece-yarisina-bes-kaldi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 20:17:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mihem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com//nukleer-gece-yarisina-bes-kaldi.html</guid>
		<description><![CDATA[Kendilerini insanlığın geleceğini tehdit eden olaylara karşı
toplumu uyarmaya adayan bir grup bilim adamı, bu tehditleri
 sembolize eden Kıyamet Günü Saati&#8217;ni, gece yarısına 
yani &#8216;felakete&#8217; doğru iki dakika ileri aldı.
Böylece &#8220;felaket saati&#8221; Soğuk Savaş&#8217;ın sona ermesinden bu yana dördüncü kez ilerlemiş oldu.Bundan 60 yıl önce kurulan ve kendilerine &#8220;Atom Bilim Adamları Bülteni&#8221; adını veren grup, Londra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="storytext"><strong>Kendilerini insanlığın geleceğini tehdit eden olaylara karşı</strong><strong><img src="http://www.ntvmsnbc.com/news/258365.jpg" align="right" border="0" height="138" width="191" /></strong></p>
<p class="storytext"><strong>toplumu uyarmaya adayan bir grup bilim adamı, bu tehditleri</strong></p>
<p class="storytext"><strong> sembolize eden Kıyamet Günü Saati&#8217;ni, gece yarısına </strong></p>
<p class="storytext"><strong>yani &#8216;felakete&#8217; doğru iki dakika ileri aldı.</strong></p>
<p class="storytext">Böylece &#8220;felaket saati&#8221; Soğuk Savaş&#8217;ın sona ermesinden bu yana dördüncü kez ilerlemiş oldu.Bundan 60 yıl önce kurulan ve kendilerine &#8220;Atom Bilim Adamları Bülteni&#8221; adını veren grup, Londra ve Washington&#8217;da eş zamanlı düzenlenen basın toplantılarında, saati ileri alma gerekçelerini &#8220;nükleer silahlara ve küresel ısınmaya karşı önlem alınamaması&#8221; olarak açıkladılar.</p>
<p class="storytext"><span id="more-164"></span></p>
<p class="storytext">Motor-nöron hastası dünyaca ünlü bilim adamı Stephen Hawking, kullandığı elektronik cihaz aracılığıyla yaptığı konuşmasında saatin neden ileri alındığını anlattı.</p>
<p class="storytext">&#8220;İkinci nükleer çağın eşiğindeyiz. Benzeri görülmemiş bir iklim değişiminin yaşandığı bu dönemde bilim adamlarının halkı ve liderleri tehlikeler konusunda uyarma sorumluluğu bulunmaktadır.&#8221; diyen Hawking, yaptıkları değerlendirmeler sonucunda saati iki dakika ileri alarak, kamuoyunu dünyanın kötü gidişatı konusunda uyardıklarını söyledi.</p>
<p class="storytext">Atom Bilim Adamları Bülteni adlı grubun yöneticilerinden Rebecca Johnson da, Kıyamet Günü Saati&#8217;nin aslında dünyanın karşı karşıya olduğu tehlikerin çözülebileceğini göstermenin bir yolu olduğunu söyledi.</p>
<p class="storytext">&#8220;Bu saat genel eğilimleri temsil ediyor. Bir nükleer çağ ve iklim felaketiyle burun burunayız. Bu saat, kamuoyunu &#8216;uyandırmak&#8217; onların bilinçlenmesini sağlamaktan öte, içine saplandığımız bataktan çıkış yolu olduğunun da bir göstergesi.&#8221; diyen Johnson, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p class="storytext">&#8220;Bu biz insanlara, öncelikle de, bu tehditleri yaratan bazı teknolojileri üreten bilim insanlarına düşüyor. Aynı bilim insanları Kıyamet Günü Saati&#8217;ni geriye döndürmenin de yollarını bulabilirler.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/nukleer-gece-yarisina-bes-kaldi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okul yatakhanesinde Yılan Oyunu</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/okul-yatakhanesinde-yilan-oyunu.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/okul-yatakhanesinde-yilan-oyunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 19:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KukLa</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/hayattan/okul-yatakhanesinde-yilan-oyunu.html</guid>
		<description><![CDATA[Hangi ülkenin hangi okulu olduğunu bilinmiyor ancak yapanların oldukça güzel bir işçilik ortaya koydukları kesin. Okul yatakhanesinin ön cephesindeki her bir odaya ait aydınlatma sisteminden faydalanarak, izleyenlere yılan oyunu oynanıyormuş izlenimi veren bu video sizleri de şaşırtacak sanırım.. yılanın kuyruğu o kadar uzuyorki en çok 48 puan alıp oyun bitiyor.. videoyu izlemek için buraya tıklayın.Ayrıca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hangi ülkenin hangi okulu olduğunu bilinmiyor ancak yapanların oldukça güzel bir işçilik<img src="http://www.bildirgec.org/imaj/pisho/yilan.PNG" align="right" height="115" width="161" /> ortaya koydukları kesin. Okul yatakhanesinin ön cephesindeki her bir odaya ait aydınlatma sisteminden faydalanarak, izleyenlere yılan oyunu oynanıyormuş izlenimi veren bu video sizleri de şaşırtacak sanırım.. yılanın kuyruğu o kadar uzuyorki en çok 48 puan alıp oyun bitiyor.. videoyu izlemek için <a href="http://www.break.com/index/school-dorm-snake-game.html" target="_blank">buraya</a> tıklayın.Ayrıca <a href="http://www.bildirgec.org/yazi/bir-duvar-boyama-animasyonu" target="_blank">şurada</a> daha önce bildirdiğim, duvar boyama animasyonu da dikkatlerinizi çekebilir. Alıntıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/okul-yatakhanesinde-yilan-oyunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Longyarbyön&#8217;de ölmek yasak!&#8217;</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/longyarbyonde-olmek-yasak.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/longyarbyonde-olmek-yasak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 18:17:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mihem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/longyarbyonde-olmek-yasak.html</guid>
		<description><![CDATA[Ağır şekilde hastalanma talihsizliğine uğradıysanız, bir uçağa bindiriliyorsunuz
ve ömrünüzün son günlerini Norveç&#8217;in başka bir yerinde geçiriyorsunuz.
Yok, uçağa yetişemediniz ve hastalığa ya da kazaya bu topraklarda kurban gittiyseniz?
 O zaman da bu topraklara gömülemiyorsunuz. Kasabanın küçük mezarlığı bundan 70 yıl önce yeni cenaze kabul etmeyi durdurmuş. Bir dağın eteğindeki rüzgâra korunaklı vadiye inşa edilmiş küçük ahşap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="storytext">Ağır şekilde hastalanma talihsizliğine uğradıysanız, bir uçağa bindiriliyorsunuz<img src="http://www.guzelresimler.net/data/media/16/doga%20fotograflari.jpg" align="right" border="0" height="122" width="183" /><br />
ve ömrünüzün son günlerini Norveç&#8217;in başka bir yerinde geçiriyorsunuz.</p>
<p class="storytext">Yok, uçağa yetişemediniz ve hastalığa ya da kazaya bu topraklarda kurban gittiyseniz?</p>
<p class="storytext"> O zaman da bu topraklara gömülemiyorsunuz. Kasabanın küçük mezarlığı bundan 70 yıl önce yeni cenaze kabul etmeyi durdurmuş. Bir dağın eteğindeki rüzgâra korunaklı vadiye inşa edilmiş küçük ahşap evlerden oluşan kasabada yaklaşık 1500 kişi yaşıyor.</p>
<p class="storytext"><span id="more-162"></span></p>
<p class="storytext">Kristin Grotting, psikoterapist.</p>
<p class="storytext">Buraya 12 yıl önce yerleşmiş.</p>
<p class="storytext">Açık renk cildi yazları sürekli gökyüzünde parlayan güneşin etkisiyle kızarmış.</p>
<p class="storytext">Kutup bölgesinde, Mart ile Ekim arası uzun bir tek gün gibi.</p>
<p class="storytext">Güneş hiç batmıyor. Ama hiç bir zaman da pek ısıtmıyor.</p>
<p class="storytext">Longyarbyön körfezine bakıyoruz beraber. Açıklıyor, eskiden sürekli buz olan bu körfez, artık kış ortasında bile donmuyor. Çevresindeki buzullar da giderek eriyip küçülüyor.</p>
<p class="storytext">Çok değil on yıl kadar önce, kar motosikletleriyle gezdiklerini anlatıyor körfezin üzerinde.</p>
<p class="storytext">Şimdi bu mümkün olmuyormuş.</p>
<p class="storytext">Küresel ısınma Kristin Grotting&#8217;i kaygılandıran tek konu değil. Emekli olduğunda ne yapacağını düşünüyor. Çünkü bu kasabada yaşlılar ve bakıma muhtaç insanlar için hiç bir olanak yokmuş.</p>
<p class="storytext">Yaşlılar için huzurevi yok ama anaokulu var Longyarbyön kasabasının.</p>
<p class="storytext">Kışları aylar süren karanlık gece boyunca çocuklar yaptıkları kocaman ve sapsarı güneş resimleri ve kabartmalarını asıyorlar pencerelere.</p>
<p class="storytext">Çocukların bazıları psikoterapi kliniğine geliyor. Kristin sürekli kalın kış giysileri içinde dolaşmaktan çocukların kollarını bacaklarını özgürce hareket ettirmeyi öğrenemediklerini anlatıyor.</p>
<p class="storytext">Anaokulunun bahçe duvarı dışında ise çocukları çok daha büyük tehlikeler bekliyor. Öğretmenler bu yüzden sürekli silah taşıyorlar. Çünkü Longyarbyön 1500 insanın yanı sıra, kutup ayılarının da memleketi.</p>
<p class="storytext">Üniversite birinci sınıfa başlayan her öğrenci, ilk öğretim gününde, kutup ayısının nasıl vurulup öldürüleceğini öğreniyor. İlk tavsiye, &#8220;Hayvanın başını vurmak zordur, göğsüne nişan al&#8221;. &#8220;Eğer ayıyla karşılaştığında silahın yoksa dikkatini dağıtmak için eldivenlerini çıkarıp uzak bir yere at, belki dikkatini dağıtabilirsin&#8221;. &#8220;eğer ağzını şapırdatır gibi sesler çıkartıyorsa öldürmeye hazırlanıyor demektir. O zaman, ayıya, Longyarbyön&#8217;de ölmenin yasak olduğunu hatırlatmayı dene, bakarsın hukuka saygısı vardır&#8221;.</p>
<p class="storytext">Şaka bir yana, Longyarbyön&#8217;de bu tehlikeli hayvanları meşru savunma dışında öldürmek kesinlikle yasak. O durumda bile olayı Svalbard valisine bildirmek gerekiyor.</p>
<p class="storytext">Ziyaretine gittiğim, vali Per Sefland&#8217;ın ofisinde içi doldurulmuş koca bir kutup ayısı var. &#8220;Vallahi ben vurmadım&#8221; diyor.</p>
<p class="storytext">Vali tam tersine, başkent Oslo&#8217;da avukatlık yaparken, sırf doğal hayata düşkünlüğü nedeniyle buraya tayinini istemiş. Sefland&#8217;la birlikte kasabanın kızaklarını çeken huski köpeklerini görmeye gidiyoruz. Çalışmadıkları zamanlarda, köpekler körfeze bakan bir merkezde büyük kafesler içinde yaşıyor ve balıkçıların getirdiği fok etleriyle besleniyorlar.</p>
<p class="storytext">Huskilerin kampının hemen yakınına kutup ördekleri yerleşmiş. Köpeklerin sesinden ürken kutup tilkileri burada onları rahatsız edip yumurtalarını ve yavrularını çalamıyormuş.</p>
<p class="storytext">Yazlar neyse ama mevsim daha doğrusu gün kışa döndüğünde yaşam daha bir çetinleşiyor bu topraklarda. Bembeyaz, kıpır kıpır ördek kolonisine bakınca, insanlar da kış uykusuna yatabilseydi diyorum, dev bir kuştüyü yorganın sıcaklığına gömülüp.</p>
<p class="storytext">Çünkü cesetlerin, soğuk nedeniyle hiç bir şekilde bozulmadığını keşfetmişler.</p>
<p class="storytext">İnanması güç ama bilim adamları yakınlarda 70 yıl önce ölüp buraya gömülmüş bir ceset üzerinde yaptıkları incelemede, 1917&#8242;de çıkan bir salgınla kasaba halkının önemli bir kısmının ölümüne yol açan grip virüsünü capcanlı tespit ettiler.</p>
<p class="storytext">Kuzeyde 78. paralel üzerindeki Longyarbyön, Norveç&#8217;in kuzey sahili ile Kuzey Kutbu arasındaki Svalbard takımadalarından birinin üzerinde.</p>
<p class="storytext">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/longyarbyonde-olmek-yasak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hepimiz birer yalancıyız.!</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hepimiz-birer-yalanciyiz.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hepimiz-birer-yalanciyiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 00:11:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Caka</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/hepimiz-birer-yalanciyiz.html</guid>
		<description><![CDATA[Yalan, herkes tarafından etik anlamda uygun görülmeyen bir davranış olarak kabul edilse de, bütün hayatımız yalan üzerine kuruludur. Fazla samimi olmadığınız bir arkadaşınızın dedesi vefat ettiğinde onu anlayamasak bile, üzülmemiz gerektiği için üzgün görünürüz. Aslında üzülmemişizdir, sadece arkadaşımıza üzgün görünerek kendimizi bile inandırdığımız bir yalana boyun eğmişizdir. Birine deliler gibi aşık olduğumuza kendimizi inandırırız, gerçekten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Arial"><span></span>Yalan, herkes tarafından etik anlamda uygun görülmeyen bir davranış olarak kabul</span><img src="http://aminus3.s3.amazonaws.com/image/g0005/u00004034/i00095152/04288fe196c2331d8bb7e109133956cc_large.jpg" align="right" height="145" width="182" /><span style="font-family: Arial"> edilse de, bütün hayatımız yalan üzerine kuruludur. Fazla samimi olmadığınız bir arkadaşınızın dedesi vefat ettiğinde onu anlayamasak bile, üzülmemiz gerektiği için üzgün görünürüz. Aslında üzülmemişizdir, sadece arkadaşımıza üzgün görünerek kendimizi bile inandırdığımız bir yalana boyun eğmişizdir. Birine deliler gibi aşık olduğumuza kendimizi inandırırız, gerçekten aşık olduğumuz şey hayalimizdir ama kendimizi yalanımıza öyle bir kaptırırız ki tek yaptığımızın hayalimize bir beden seçmek olduğunun farkına bile varamayız. Fazla mı karamsar söylediklerim? Hayatınızı kadınların ıkınarak kaka yaptığını düşünerek geçiriyorsanız eğer siz zaten dediklerimin farkındasınızdır ve dediklerimin karamsar birinin ya da duyguları olmayan bir serserinin söyledikleri olmadığını anlamışsınızdır,<span>  </span>kadınların kaka yaptıklarının ama kakalarının kokmadığına ve renginin pembe olduğuna inananlardansanız düşünceleriniz her an değişebilir, ancak kadınların kaka yapmadıklarını ve boşaltım sistemlerinin yalnızca terden oluştuğuna inananlardansanız hayal dünyasında yaşamanın keyfini çıkarmaya devam edin, çünkü gerçeklerin iğrençliğinin farkına varmaktansa hayal dünyasında yaşamak insanı ölene kadar mutlu kılacak kadar avutma kredisine sahiptir.<span>  </span><span>  </span></span></p>
<p class="MsoNormal"> <span id="more-158"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Arial"><span>  </span><span> </span>Bir kız ile bir erkeğin tanışmasından itibaren ayrılıklarına kadarki süreci incelersek eğer yukarıda saydığım üç tane metaforu daha iyi açıklayabilirim. Bu açıklamaları da aşağıda yazan hikayeye yaptığım ufak çaplı müdaheleler ile daha anlaşılabilir kılabilirim. ‘ O gün her zamankinden daha erken uyandı. Kendi kendine ‘öğleden sonra dörtlü arkadaş grubu olarak dışarı çıkacağım, ama erken uyanmamın bu buluşmanın heyecanıyla uzaktan yakından alakası yok’ diye söylendi, kendini ikna etmesi gerekiyordu, eğer erken uyanmasının sebebinin bu olduğunu belli ederse herhangi bir arkadaşına, kaybedenler kulübüne dahil olup arkadaş çevresindeki prestiji sarsılabilirdi. Kahvaltısını mısır gevreği ile yaparak kendisini daha iyi hissetti, çünkü mısır gevreği yemek bile modern diye tabir edilen hayat tarzının bir parçasıydı onun için. Her ne kadar inkar etse de, kafasında ne giyeceğini önceden tasarlamıştı, en sevdiği mavi gömleğini giyecekti. Çünkü bu gömlek ‘ben aslında çok rahat bir adamım, bu buluşmayı da pek önemsemiyorum, kafamda ne giyeceğimi de kesinlikle tasarlamadım, dolaptan elime ne geçtiyse hemen giyip dışarı çıktım valla’ görüntüsü taşıyordu. Modern erkek olmanın şartlarından birine daha uyarak fazla gösterişli olmayan ama ufacık armasıyla ‘ben öyle kocaman yazılarla bezenmiş, markasını ifşa eden, insanların gözüne sokan gösteriş meraklısı biri gibi giyinmem, ama kaliteli ve pahalı giyindiğimi de dikkatli gözler farkedebilmeli’ demek isteyen gömleğini üstüne geçirdi. Bu gömlekle kendisini yatı olan zengin bir işadamı gibi hissediyordu ve bu buluşma için ihtiyacı olan özgüvenin bir miktarını karşılıyordu. Bu kadar erken saatte giyinmesinin sebebi ise, gömleğinin vücudunu eskiden olduğu gibi sarıp sarmadığından emin olmak istemesiydi, çünkü göğsünün sağ ve sol alt kısmında boşlukta sallanan kumaş onun şişman olduğu izlenimi yaratabilirdi ve uzman çöpçatanlar tarafından tasarlanan bir günde içine sinmeyen bir gömlek giymeyi göze alamazdı, demin sahip olduğu özgüven yerini sıkıntıya bırakabilirdi. Aynanın karşısına geçip poz kesti ve derhal florasan lambayı kapattı, şu hayatta öğrendiği en önemli şeylerden biri de florasan lambanın çirkinlikleri ortaya çıkardığı ve herkesin özgüvenini sıfıra indirebilecek bir güce sahip olduğuydu. İyice kendisini inceledikten sonra, gömlek içine sindi ve rahat bir nefes aldı, bir erkek olarak sürekli üstüne yeni birşey giyerek ayna karşısında poz kesmenin ezikliğini yaşamaktan kurtulmuştu böylece. Dudağının üzerinde çıkmak için debelenen tüyleri kesmesi gerektiğini farketti, islami harekete dahil olduğunu vurgulayan tel tel bıyıklarıyla insanlara gülümsememek gerektiği de modern erkek olma kriterlerinden biriydi. Onları da traş köpüğü kullanmadan temizledikten sonra hayaller kurmaya başladı. Büyük beklentilerin doğuracağı hayalkırıklıklarının büyüklüğünü de biliyordu ama elinde değildi, şapşallık erkek arkadaşları çevresinde olmadığı sürece kabul edilebilirdi, çünkü kızların şapşal ve romantik erkeklerden hoşlandıklarını iddia etmelerine rağmen yüzeysel ve playboy erkeği tercih ettiğinden habersizdi, şapşallığını çekici bulduğunu zannetti ve bugün bu şapşallığından yararlanabileceğini düşündü. Bu işi daha önce binlerce defa yapmış olduğuna kendini yeterince inandırırsa, çok önemli mesajlar vermek isteyen gömleğinin ağırlığını taşıyabilirdi. Tuvalette daha fazla oyalanmak istemedi, ama sabah ereksiyonundan bir an önce kurtulması gerekiyordu. Bugünkü buluşmanın gidişatını hayaldünyasında öyle bir canlandırdı ki, cazibesinden sadece yeni tanışacağı kız değil, erotik bir atmosfere sahip restorandaki seksi bayan garsonlar bile etkilenmişti. Porno filmlerin gerçekçiliği üzerine düşünecek durumda olmadığından karşısındaki dişileri zekası veya fiziksel görünümüyle etkilemesine gerek bile kalmamıştı. ‘Keşke gerçek hayat da böyle olsa, her ne kadar insanlar romantizm aradıklarını söylese de özümüzdeki hayvansı güdüleri kim reddedebilir ve herşeyin aslında tek birşey üzerine kurulu olduğunu, yaptıklarımızı gerçekten neden yaptığımız sorusunun yanıtının cinsellik olduğunu kim inkar edebilir?’ gibi düşünceler kafasında belli bir süre dolandıktan sonra cinselliğin karşı konulmaz şuursuzluğuna kendini kaptırdığından bu düşünceler bir anda beyninden silindi ve bir maymunla aynı zeka düzeyine ulaştı. Hayatı boyunca başına dert açan ve lisedeyken ayağa kalkmasına bile engel olan, tahtaya kalkıp arkadaşlarının maskarası olmamak için dualar ettiren ereksiyonundan kurtulmuştu. Evde kimsenin olmamasının avantajını kullanmıştı, gerçi olsa da birşey farketmezdi çünkü oyunu kurallarına göre oynama konusunda ustalaşmış, yıllar geçtikçe ayak dinleme eksperi olmuş, şüphe uyandırmamak için kapıyı kilitlememesi gerektiğini öğrenmiş ve evi biri terkettikten en az yarım saat sonra bu işe girişmesi gerektiğini ve böylece evde unutulan eşya ile birlikte geri gelen ebeveynin gazabından sakınabileceğini hesaba katmıştı. Yakalandığı takdirde yaşayacağı paniği hayal etti ve içi ürperdi. Gerçi sicili temizdi ve bir aile trajedisi kurgulamasına ve yeni kamuflaj taktikleri üzerine kafa yormasına şimdilik gerek yoktu. Dini inançları olmamasına rağmen, abdest almasının ona şans getireceğine inanarak duşa girmeyi düşündü. Ama duş almak için erken olduğunu farketti, ‘ya dışarı çıkana kadar terlersem?’ diye içinden geçirdi. Pis işlerini hallettikten sonra vakit geçirmek için televizyonu açtı. İlişkiler üzerine kurulu herhangi bir dizi işini görebilirdi, böylece buluşmada konuşacak bir konu bulabilir, oluşabilecek olası bir garip sessizliği engelleyebilir, bu garip sessizlik üzerine espri bile yapabilir, hatta dizilerde geçen ve ilişkiler üzerine anlatılan daha doğrusu ahkam kesen teorileri kendi yorumuymuş gibi anlatıp karşısındaki kızı etkileyebilirdi. Hem kimse daha ilk tanışacağı insanı ‘bunlar senin düşüncelerin mi yoksa bir diziden araklayarak bize hava mı atıyorsun?’ diye bozmak istemezdi. En azından öyle olmasını ümit etti. Gerçi bu duruma da hazırlıklıydı: ‘ben aslında bunları daha önce düşünmüştüm, o dizide görünce de onaylanmış gibi oldu hehe’ şeklinde dansözlük yaparak üste çıkabilirdi. Tek sorun diyalogun dizideki şekliyle devam edip etmeyeceğinden emin olamamasıydı, bir anda ortaya birşey attıktan sonra insanların yapacağı yorumlar beynindeki yaratıcılık lobunda arıza çıkartabilirdi. Cep telefonunun mesaj sesiyle irkildi, onu bu kadar heyecanlandıran buluşmayı ayarlayan arkadaşı kendisine saat beş gibi hazır olmasını tembihliyordu. ‘Beni evimden alması şart mı?’ diye düşündü, çünkü bir buluşmada arabası olan kişi, her ne kadar inkar edilse de buluşmanın gizli lideridir. Onun yorumları yan koltukta oturan erkekten daha değerlidir, yan koltukta oturan erkeğin söyledikleri değerlendirmeye alınır ancak direksiyon başındakinin söyledikleri emir niteliğindedir. Hem ‘benim arabam var, gösteriş yapmak istemiyorum, ayağımı yerden kesecek bir taşıt bana yeter şeklinde mütevazilik yapsam da bu buluşmanın kralı benim sizin de farkında olmadan itaat ettiğiniz gibi’ demek isteyen kendisiydi, arkadaşının yaptığı haksızlıktı. Geri mesaj atmak istedi, ama arabasının olmadığını farkedince, içten içe sinir olarak televizyon izlemeye devam etti ve en kısa zamanda evdekilere araba konusunu açmaya karar verdi. Bu buluşmayı ayarlayan arkadaşının gireceği triplere karşı da hazırlıklı olmalıydı: ‘bu buluşmayı ben ayarladım, o yüzden babacan tavırlarım sinirlerine dokunduğu anda seni bitiririm haberin olsun’ bakışlarına karşılık olarak ‘sana minnettarım zaten ama lütfen şu imalı bakışlarından ve cümlelerinden, beni utandıran ve kızla yakınlaştırma çabalarından vazgeç’ dürtüşü işini görebilirdi. Kararları arkadaşının vermesine izin vermesi de önemliydi, gidilecek yeri kendisi belirlememeliydi, böylece büyük bir sorumluluktan kurtulmakla kalmayıp arkadaşının egosunu okşayarak bir süre kendisini utandırmasını engelleyebilirdi. Hatta yeni tanıştığı kızla gittikleri yer hakkında şaka amaçlı eleştirilerde bulunup cilveleşebilirdi bile. Yakın arkadaşına karşı samimi olmadığı kızla birlik oluşturarak saldırmak, örneğin restoranın ne kadar da kötü olduğundan şakacı bir dille bahsetmek, en eski yakınlaşma yöntemlerinden biri olsa da, istenilen yakınlaşmayı sağlayamama riski de taşımaktaydı. Şakalarını yeni tanıştığı kız üzerinden yapmak kadar riskli değildi gerçi, ilkokul tekniklerinden kurtulması gerektiğini uzun süre önce farketmişti. Saçını çekerek hoşlandığını belli eden ilkokul çocuğunun aksine modern erkeğin yükümlülüğünün, her türlü duruma karşı nazik bir dille, tatlı tatlı gülümseyerek ve bu gülümseme sırasında ‘saçmalamayın arkadaşlar lütfen artık kendinize gelin, rahat bırakın benim hoşlandığım ve birlikteymişiz gibi tribe girdiğim güzel kızı demek istesem de, onu gülümsemem ve şekerliğimle koruduğumu da belli etmek istiyorum bir yandan, o yüzden abartmadan devam edin lütfen’ anlamına gelen bakışını takınması gerektiğini hafızasına kazıdı. Bu bakışı defalarca kullanmıştı, boynu içinde bulunduğu mahçubiyeti dile getirircesine öne eğik, gözleri özür dilercesine yere bakar pozisyonda olmalı ve yüzündeki gülümseme suratına yayılmalıydı. Yere bakış attıktan sonra kızın gözlerine yağmurda kalmış kedi yavrusu bakışı atmasıyla onun kalbini kazanabilirdi, bunu da kendisine iyice tembihledi. Arkadaşından az önce aldığı mesajın sinirini bozması yetmezmiş gibi, saatin bir türlü geçmek bilmemesi de canını sıkıyordu. Halbuki ders çalışırken öyle miydi? Bir soru çözdükten sonra saatine bakardı ve iki saatin geçtiğine inanamaz, bundan sonra hergün düzenli olarak çalışacağına yeminler ederdi. Şimdi dersi düşünmenin sırası değildi, en etkili zaman geçirmenin arkadaşının yolladığı fotoğrafları gözden geçirerek, kızın fotoğraflardaki kadar güzel olduğuna kendisini inandırmak olduğuna karar verdi. Fotoğrafların çok şey anlattığına binlerce kez tanık olmuştu, eğer fotoğrafta birtakım efektler varsa kızın gizlemek istediği bir çirkinliği olduğunu, yan yan atılan seksi bakışlar varsa kızın sahip olamadığı güzel gözlere bu taktiksel bakışlarla sahip olmaya çalıştığını, evde güneş gözlüğüyle çekilen pozlar varsa kızın boş vaktinin çok olduğunu, peluş bir oyuncak varsa kızın güzel olmayışını örtbas etmek için tatlılığını kullanmaya çalıştığını, komiklik yapmaya çalışan mimikler varsa da ‘ben çok makara bir kızım’ demek istediğini tecrübeleriyle tasdiklemişti. Kızın fotoğraflarında deminki kalıplara uydurabileceği bir negatiflik yoktu, gayet sadeydi ve göze çarpan fazla detay da yoktu. ‘Çok hoş kız ya’ dedi kendi kendine, sonra bu dediğinden utandı, çevresinde kimsenin olmadığından emin olsa da içgüdüsel olarak etrafına bakındı ve karnında tuhaf bir rahatsızlık hissetti. Kendisini kızın hoş olduğuna inandırmak istemiyordu, daha doğrusu kızdan hoşlandığına inanmak istemiyordu, çünkü kızı daha görmemişti bile. Çünkü bunu yaparsa, buluşma esnasında kendisi olamayacağını ve kızın istediği adam olmaya çalışacağını, kendi kişiliğini unutacağını ve üstelik en iğrenci bu durumdan keyif alacağını çok iyi biliyordu. Kendisini ispatlamaya çalışırken, kendisinin aslında nasıl biri olduğunu unuttuğuna defalarca tanık olmuştu. Bunları düşünmekten ziyade hala nasıl vakit geçireceği hakkında bir fikri olmaması canını sıkıyordu. Buluşmayla ilgili herhangi birşey düşünmeyip, rahat adamı oynaması gerektiğini hissetti. Komik birşeyler izlemeye karar verdi, böylece hem demin izlediği dizi sayesinde ilişkiler üzerine ahkam kesebilecek hem de şimdi izleyeceği komik dizi sayesinde özgün olmadığı anlaşıldığında rezil olma riskinin sıfıra yakın olduğu, kimsenin hatırlayamayacağını düşündüğü ufak repliklerden alıntılar yaparak kendisinin gibi görünen esprilerle herkesi güldürebilecek ve buluşmanın komik adamı olabilecekti. Böylece modern erkeğin gereklerinden birini daha yerine getirmiş olacaktı. Hayattan öğrendiği diğer şeyin de hayatın asla planlar dahilinde hareket etmediği olduğunu şimdilik önemsememeye karar verdi. ‘Bu tip sinir bozucu gerçeklikteki cümleler birisi sana fikir danıştığında hava atmak için kullanılır’ diyerek belki sekseninci defa kendisini kandırmayı başarıp planlar oluşturmaya devam etti. Heyecanlı olmasına güveniyordu, çünkü kız bir amaçtı ve heyecan olduğu zaman hırsın da yardımıyla kızı elde etmek için elinden geleni yapacağını biliyordu. ‘İlişkimizde heyecan kalmadı’ şeklindeki beylik cümle de buradan geliyordu, elde edilenin getirdiği hayalkırıklığından doğuyordu bu cümle, ortada bir amaç kalmıyordu çünkü. Tartışmalar da bu yüzden ortaya çıkıyordu ya zaten, ortada hırslanacak, elde edilecek birşey kalmadığından ve insanları korkutan o koca boşluk kendisini göstermeye başladığından, ilişkiye heyecan katabilmek için geçici çırpınışlar üretiliyordu. Hele ki ‘beni ne kadar çok seviyorsun?’ ya da ‘ben senin için bir alışkanlığım artık..’ gibi boşluğun artık alçıyla bile kapatılamayacağı çaresizlik içinde çırpınan, ‘konuşacak hiçbirşeyimiz kalmadı, neyse burdan belki ekmek çıkar’ şeklinde bilinçaltında yatan düşüncelerle devam ettirilmeye çalışılan ilişkilerde yapılması gerekenin bu boşluğa düşüleceğini öngörüp, iki tarafın da birbirini kaybetme riskini maksimum seviyede tutup, cilveleşme sürecini olabildiğince uzatmak olduğuna dair düşüncelerini arkadaşlarıyla paylaşamamıştı saçmaladığı düşünülmesin diye. Arkadaşları daha çok hangi pozisyonda sevişmekten hoşlandıklarından ya da kimin kimle çıktığından bahsetmekten ya da yakın arkadaşlarından birinin ünlü bir mankenle para karşılığı yattığına diğerlerini inandırmaktan keyif alıyorlardı ve eğer kendisi yukarıdaki düşüncelerini açıklamaya kalksaydı ‘bence senin bir an önce biriyle sikişmen lazım’ şeklinde atılan kahkahaların şiddeti dolayısıyla cevap vermenin imkansız olduğu bir cümleyle karşılacağını da idrak etmişti bunca zaman sonra.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/07/19/hepimiz-birer-yalanciyiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anneler Gününe Özel!</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/12/anneler-gunune-ozel.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/12/anneler-gunune-ozel.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 May 2008 21:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nightologist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/anneler-gunune-ozel.html</guid>
		<description><![CDATA[Bugun anneler günü. Bugün cenneti ayaklarının altında tutan insanların,annelerimizin günü. Ne güzel birgün. Buradan tüm annelerin,anne adaylarının bu güzel günlerini kutlarım&#8230;Bugün Arçelik reklamları gazetelerdeydi. Bir gazete de birazcık farklı&#8230; Bizim müslüman gazetemiz Milli Gazetede. Biraz farklı bir reklam. Yandaki fotoğrafın üst tarafında orjinal reklam,alt kısmında Milli Gazetenin sansürlü reklamı. Sansürlenen yerlere bakar mısınız dikkatle. Photoshopta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bugun anneler günü. Bugün cenneti ayaklarının altında tutan insanların,annelerimizin</em><img src="http://img225.imageshack.us/img225/2971/fft16mf41203ft4.jpg" align="right" height="281" width="207" /><em> günü. Ne güzel birgün. Buradan tüm annelerin,anne</em><em> adaylarının bu güzel günlerini kutlarım&#8230;Bugün Arçelik reklamları gazetelerdeydi. Bir gazete de birazcık farklı&#8230; Bizim müslüman gazetemiz Milli Gazetede. Biraz farklı bir reklam. Yandaki fotoğrafın üst tarafında orjinal reklam,alt kısmında Milli Gazetenin sansürlü reklamı. Sansürlenen yerlere bakar mısınız dikkatle. Photoshopta yapılan bir olay. Sanmayın ki Arçelik iki farklı fotoğrafla bunu yapmış. Açık saçık (?) reklamı Milli Gazetedeki bazı dangalaklar Photosopla düzenleyerek namuslu(?) hale getirmişler.</em><em>Şu</em><em> zihniyete iyi bakı</em><em>n. Bir ülkede bir gazete mümin kardeşlerinin nefisleri bozulmasın diye kolları ve dizleri kapatıyor. Ve bu zihniyet nasıl bir zihniyettir ki,koldan ve dizden tahrik olabiliyor. Bu ahmaklıktır,bu dangalaklığın daniskasıdır. Bu başka bir şey değildir. T box reklamındaki g string&#8217;den,iç çamaşır mağasındaki tanıtım reklamlarından tahrik</em></p>
<p><span id="more-150"></span></p>
<p><img src="http://img225.imageshack.us/img225/2971/fft16mf41203ft4.jpg" border="0" height="497" width="300" /></p>
<p><em> olabilecek kadar nefsine sahip olamayan bu insanların,kimse kusura bakmasın ama,müslümanlığından şüphe duyarım. Bizim dinimizde nefsine hakim olmak yok mudur? O orucu tutmanın nedenlerinden birisi değil midir nefse hakim olmak? Bektaşi ne güzel demiş,Eline beline diline sahip ol! Sen bu kadar mı zayıfsın diyeceğim ama bu zihniyet kadınları sadece bir et parçası olarak görüdüğü için sorumu soramıyorum. Sorsam da bu zihniyetin cevabı,içeçeğime ilaç atıyorlar olacaktır. </em></p>
<p><em>Geçmiş zamanda türban tartışmaları aldı götürdü ortalığı. Türban şöyleydi böyleydi. Eh şimdi soru zamanı benim. Bu zihniyetin türbanı savunması ne kadar gerçekçi olabilir? Bu zihniyetin ben din ile insanları kandırdığına inanıyorum. Bunların nefsi koldan dizden bozulacaksa,bir reklamla tahrik olacaklarsa söyleyebilir misiniz ey kadınlar bu zihniyet sizi düşünüyor? Buna siz nasıl inanabiliyorsunuz? Bunların isteği ancak şu olabilir;sizden 2-3tane daha alıp bir kuğunun yavruları gibi ard arda dizilerek yürümek.  </em></p>
<p><em>Kimse türbana karışmadı bu ülkede. Karşı çıkanlarsa bu zihniyetin kurguladığı oyuna karşı çıktılar. Ama bazı kesimler bunu öyle anlatmadı. İşte o zihniyetlerden birinde bir reklam. İşte kadınları nasıl gördükleri&#8230; İşte bunların nefisleri&#8230; Kadınları et parçası gören zavallılar&#8230;.</em></p>
<p><em>Daha başka yazacak çok şey var ama bu dangalaklara daha fazla kalemimi kullanmak istemiyorum. Bunlara değmez. Bu zihniyete hiç bir şey değmez&#8230;Bunların insan olmasından ötürü ben insanlığımdan utanıyorum. Bunların kadına bakışından dolayı anamdan utanıyorum&#8230; Bu zihniyete yazıklar olsun&#8230;</em></p>
<p><em>Tüm Cumhuriyet kadınlarının;</em></p>
<p><em>Cumhuriyet gibi hür,</em></p>
<p><em>Özgür,</em></p>
<p><em>Bağımsız </em></p>
<p><em>Tüm anaların,</em></p>
<p><em>Analarımızın,</em></p>
<p><em>Anneler günü kutlu olsun&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/12/anneler-gunune-ozel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orantılı Güç!</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/08/orantili-guc.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/08/orantili-guc.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 21:12:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nightologist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler]]></category>
		<category><![CDATA[Gözlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/orantili-guc.html</guid>
		<description><![CDATA[1 Mayıs&#8217;ta Taksim denildi. Devletlim karşı çıktı hemen. Olmaz yassah diyerek. Sendikacılar direndiler. Taksim&#8217;e çıkacağız dediler. Vali bey hazretleri de Orantılı Güç kullanılacaktır dedi. Yandaki fotoğrafta ise orantılı gücü görüyorsunuz. O gün tvlarının başında olanlar zaten tüm bu sahneleri gördüler. Ben hatırlatmak istedim. Orantılı güçte ne orantılı güç amma. Taksim&#8217;in havadan görüntüsü aklıma diktatör devletlerdeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img border="0" align="right" width="229" src="http://img504.imageshack.us/img504/5885/diskar4.jpg" alt="DİSK" height="237" /><em>1 Mayıs&#8217;ta Taksim denildi. Devletlim karşı çıktı hemen. Olmaz yassah diyerek. Sendikacılar direndiler. Taksim&#8217;e çıkacağız dediler. Vali bey hazretleri de Orantılı Güç kullanılacaktır dedi. Yandaki fotoğrafta ise orantılı gücü görüyorsunuz. O gün tvlarının başında olanlar zaten tüm bu sahneleri gördüler. Ben hatırlatmak istedim. Orantılı güçte ne orantılı güç amma. Taksim&#8217;in havadan görüntüsü aklıma diktatör devletlerdeki görüntüleri getirdi. Askeriydi polisiydi. Bu ne muazzam bir orantılı güç dedim içimden. O da değilde aklıma bir şey takıldı. Bunu size de sorayım. Devletimin orantılı gücünü gördük hep birlikte. Hem de bu gücü emekçiye,işçiye kullandı. Çok merak ediyorum. Devletimin bu orantılı gücü terörist cenazelerinde neredeydi. Hepsi bayram tatilinde miydi? Yoksa izinli miydiler? Bu soru günlerdir aklımı kurcalıyor. Zaten az biraz akıl kaldı onu da orantılı gücü düşünerek harcamak istemiyorum. <img src='http://www.bokvarsendegel.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </em><em>Espriler bir yana da bu orantılı güç öyle bir kullanıldı ki,akıllara zarar. Sanki düşmana saldırıyordu sevgili orantılı gücümüz. Öyle düşmandı ki saldırdıkları galiba,savaşta bile vurulması suç olan yapılardan olan hastaheneye kadar girdi o muazzam gücün gaz bombaları. Tanrım,bu kin neden? Düşmanmı yoksa bu orantılı güç,bizim emekçilere,işçilere? Hani öyleyse söylesinlerde bilelim. En azından düşmanlarıydı derim geçerim. </em></p>
<p><span id="more-148"></span></p>
<p><em>Garip ki o günkü sahnelerden birisi de DİSK binasının önünde toplanmış kalabalığa bir anda su sıkılmasıyla başlayan orantılı güç uygulamasıydı. Hani kalabalık yürümüyordu ama herhalde orantılı gücün panzeri şunu dedi;Kavgada ilk yumruk atan kazanır kavgayı. Bir de mimlemek adına su da kırmızıydı hani. Olurda ellerinden kaçarsa yakalarız. Hey benim orantılı gücüm ne kadar da zekiymiş. </em></p>
<p><em>Ama unuttuğum bir nokta var. O da bu günün bayram olmasıydı. Bayram ya tüm orantılı güç bayramdaydı. Ama yanlış bayramdı, o gün 1Mayıs2tı. Yani işçi ve emekçilerin bayramıydı. Ve o bayram itinayla orantılı gücün dayak bayramına döndü. Hele kullanılan gaz bombalarının sayısını yazmıyorum bile. </em></p>
<p><em>Hadi bırakalım tüm bunları da beraber bir ülke düşleyelim. O ülke öyle yönetiliyor ki,o ülkenin yönetimi ben dedim mi olacak,kimse bana karşı çıkamaz diyor ve ona göre davranıyor. Devletin içinde yapılaşmalarda hep bu yönde oluyor. Kısacası bu devlette yağdanlıklar bol. Bir de bu devlette bir kesim var. Öyle devletle pek işi olmayanlar. Ama hani devlet yanlış yapınca yanlış yaptınız demeye çalışan. Demeye çalışan diyorum,çünkü onlar gık deyince devlet höst diyor. Diyecekleri boğazlarında kalıyor. Ve o grubun çalışanlarının bir bayramı. Dünya üzerinde 160küsür ülkede kutlanan bir bayram. Onlarda kutlamak istiyor. Devlet yine höst diyor. Onlar ama bayram diyorlar. Devlet yine höst diyor. Onlar dedikçe yağdanlıkların da sesi çıkıyor. Orantılı güç diyor. Ve orantılı güç bayram günü devreye giriyor&#8230; Ne güzel bir ülke düşledik değil mi? Bravo bize&#8230;</em></p>
<p><em>O gün orantılı gücün müdürü tvlara şunu diyor: İstanbul&#8217;da kötü bir olay yaşanmadı. Doğru canım&#8230; Bu kadar doğru söze ne denebilir ki? Hiç bir orantılı güç mensubu yaralanmadı. Hiç biri zehirlenmedi,kolu bacağı kırılmadı. Travmaya maruz kalmadı. Doğru çünkü müdür bardağın kendiyle alakalı kısmına bakıyor. Zaten diğer kısmı için hiç bir şey yapmadığı gün gibi ortada. Suç oranının artmasından belli bakış açısı&#8230;</em></p>
<p><em>Bir soru da Tayyip beye&#8230; Velev ki çıksaydılar ne olacaktı? Yağdanlıklar da cevaplayabilir bu soruyu&#8230;.</em></p>
<p>Kalem Arkası: Fotoğraf için <a href="http://www.fotokritik.com/kullanici/umutinsanda">Emre Canpolat&#8217;a </a>canı gönülden teşekkür ederim. Beni kırmayıp fotoğraf için izin verdiğinden ötürü. Umarım yazım fotoğrafa yakışmıştır. (Hoş bu fotoğraf herşeyi anlatıyordu yeterince. Ama kimileri illa ki anlamak istemediler. )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/08/orantili-guc.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ve Huzurlarınızda 1 Mayıs!</title>
		<link>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/07/ve-huzurlarinizda-1-mayis.html</link>
		<comments>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/07/ve-huzurlarinizda-1-mayis.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 21:37:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nightologist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan]]></category>
		<category><![CDATA[Tepkisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bokvarsendegel.com/tepkisel/ve-huzurlarinizda-1-mayis.html</guid>
		<description><![CDATA[
Önce Hatırlatma:
1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı, 34 kişinin hayatını kaybettiği 136 kişinin yaralandığı gün, tarihe Kanlı 1 Mayıs adıyla geçmiştir.
1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramı`nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul`a gelen yaklaşık 500 bin kişi DİSK`in organizasyonu önderliğinde Taksim Meydanı`nı doldurdu. Katılımın yüksek olması sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürmüş, miting de uzamıştır. Saat 19.00 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://farm3.static.flickr.com/2230/2471304741_d77b32bb9d_o.jpg" alt="1 Mayıs '77" align="right" border="0" height="237" width="229" /></p>
<p><em>Önce Hatırlatma:</em></p>
<p><em>1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı, 34 kişinin hayatını kaybettiği 136 kişinin yaralandığı gün, tarihe Kanlı 1 Mayıs adıyla geçmiştir.</em></p>
<p><em>1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramı`nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul`a gelen yaklaşık 500 bin kişi DİSK`in organizasyonu önderliğinde Taksim Meydanı`nı doldurdu. Katılımın yüksek olması sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürmüş, miting de uzamıştır. Saat 19.00 sularında dönemin DİSK başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan silah sesleri duyulmaya başlandı. Sular İdaresi binasının üstünden ve meydandaki otelin çeşitli katlarından açılan bu ateş sonucu insanlar panik halde kaçmaya başladı, kısa bir süre içinde İntercontinental Oteli`nin de üst katlarından ateş açıldı.</em></p>
<p><span id="more-147"></span></p>
<p><em>İnsanlar panik halde kaçmaya çalışırken panzerler de kalabalığın arasına doğru girmeye ve kitleleri sıkıştırarak Kazancı Yokuşu`na itmeye başladı. Kalabalığa ateş açılıyordu fakat polis ateş açanlara değil, kalabalığın üstüne saldırıyordu. Bir kamyonun tıkadığı Kazancı Yokuşu`ndan aşağıya kaçmaya çalışan kalabalığı daha da korkutmak için bir daha ateş açıldı. İnsanlar panzerler altında kalarak ve birbirlerini ezerek kaçmaya devam etti.</em></p>
<p><em>28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak yaşamını yitirdi, yaklaşık 130 kişi de yaralandı. 470 kişi göz altına alındı fakat hiçbirinin olayla ilgisi kurulamadı. Ateşi kimin açtığı tam olarak belirlenememiş, olay halen aydınlatılamamıştır. Sular idaresinin çatısından ve otel odalarından ateş açanlar bulunamamıştır.</em></p>
<p><em>Şimdi günümüz:</em></p>
<p><em>Gariptir ki geçtiğimiz 1 Mayıs ile 77&#8242;deki 1 Mayıs arasındaki fark azımsanacak kadar az. Devletlümüz inatla ve kapatılma davasının hıncını almak istercesine 1 Mayıs&#8217;ta Taksim&#8217;i yasakladı. Ki gerekçeleri de o kadar komikti ki uyumayanlar şunu sordu kendilerine tabi yanıtı bulamayacak şekilde. &#8220;Sibel Can&#8217;ın konserine izin verilmedi mi?&#8221; Gerçi ne yalan söyleyeyim ben bu kararın destekçisi oldum. Sibel Can&#8217;ın kıvırttığı Taksim meydanında bizim emekçilerin işi neydi? O emekçiler ki,Sibel Can&#8217;dan daha mı değerliydiler&#8230; Peh!</em></p>
<p><em>Gerçi bizim sendikalar 12 Eylül&#8217;den sonra pek bir sararıp soldular. İsimleri sarı sendika oldu ki,onlar Sibel Can&#8217;dan daha iyi kıvırtıyorlar. Şimdi de cop yedik diye işçiler hükümete yükleniyorlar ki bu en komik durumdu. Söz konusu sendikalar bu işin buraya geleceklerini göremediler mi? 5 senedir ben mi yönettim de süpriz at misali bize söz vermişti öyleydi böyleydi dendi. Bir sendika başkanı aynı gün çıkmış,bir tv kanalında açıklamalarda bulunuyor. Bende gülüyorum. Biz karanfille gelecektik diyor. Be adam 5 senedir neredeydin? Geçti Bor&#8217;un pazarı sür eşeği Niğde&#8217;ye&#8230;.</em></p>
<p><em>Şimdi buraya kadar okuyanlar sanacak ki Tayyip hazretlerinin</em> <em>yalakasıyım. Ne yazık ki onlarda yanılıyorlar. Tayyip hazretleri bu işin %50 suç ortağıdır. Ayaklar ile baş muhabbetini herkes biliyor ancak Tayyip efendi ne yazık ki o oyların ayaklardan geldiğini farkedemeyecek kadar kör. Birileri gözünü açsa iyi olur gibime geliyor. Ama nerde o yürek diyesim geliyor içimden&#8230; </em></p>
<p><em>1 Mayısa&#8217;ta koca dünyaya rezil olmamızı sağlayan başta Tayyip bey,Sarı sendikalar ve f-tipi polisler olmak üzere alayına teşekkür ediyorum. Onlar olmasa bizler bu kadar rezil nasıl olurduk?</em></p>
<p><em>Gelelim halk kesimi ve işçilere. 77 yılını iyi hatırlayınız efendiler. Sizi yöneten devletten tutun da başkanlarınıza kadar. Ne kadar vahim durumda olduklarını görünüz. İçinizde hiç mi adam yokta seçim öncesinde yaltaklanan seçim sonrasında bize söz vermişti ama diye ağlayan adamları başkanınız yaptınız? Sizler işçiydiniz. Sizler emekçiydiniz. Sizler nasıl bunları başınıza getirdiniz?</em> 1 ton kömüre,1 çuval bulgura mı kandınız?</p>
<p>Kalem Arkası: İlk yazımdır. Sürçü lisan ettiysek 1 kilo pirinç borcum olsun.Bu arada sövmek isteyen varsa bana,aşağıda bir yerlerde yorum yaz butonu olacak. Versin bir solukta küfrü. Ama bir laf vardır onu hatırlatmak isterim&#8230;. &#8220;Osuruktan teyyare,selam söyle o yare&#8230;&#8221;</p>
<p>Uyanmanız dileklerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bokvarsendegel.com/2008/05/07/ve-huzurlarinizda-1-mayis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
