|
ek$i
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #1 : 27 Mayıs 2007, 15:02:48 » |
|
Biliyorum, sevmeyeceksin beni…
Telefonlarýma cevap vermeyeceksin… Cevap versen bile, öyle yorgun öyle isteksiz çýkacak ki sesin, bir küfür gibi…
Sevmeyeceksin beni… Biliyorum, bu þehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladýn; sevgimden tanýdýn beni. O yanýk, o hasta bakýþýmdan… uçuruma atlar gibi sevdalanýþýmdan…
Sevmek deyince, hemen ardýndan, ölüm dememden anladýn…
Anladýn ve kardeþini bir kabustan uyandýrýr gibi çýrýlçýplak gerçeðe uyandýrdýn beni; uyandýrdýn ve kaçtýn…
Çünkü sende benim gibiydin…
Sende benim gibi, seni sevmeyeni sevdin hep. Sana acý çektireni… Seni aramayaný, telefonlarýna çýkmayaný, çýkýnca seninle bir küfür gibi konuþaný sevdin… sen de benim gibi seni incitip üzeni sendin hep.
Bakýþýndan hissettim bunu, kokundan, dokunuþundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum… Ama öyle susamýþtým ki kendim gibi birini sevmeye… Öylesine muhtaçtým ki gerçekten incitilmeye, gerçekten acý çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öyle muhtaçtým ki seni tanýr tanýmaz çözüldüm…
Sana da olmuþtur… Öylesine susamýþsýndýr ki sevilmeye, kendin gibi birini bulunca tutamaz kendini, her þeyi, belki de söylenmeyecek her þeyi, o an, garip bir telaþla söylersin…
Hatta söylerken anlarsýn, söylememen gereken þeyleri söylediðini hissedersin, battýðýný, giderek çýkmaza girdiðini… Ama yine de engelleyemezsin kendini, tutamazsýn.
Aleyhinde (evet, aleyhinde; aþk en büyük rekabet deðil mi artýk bu þehirde) olabilecek her þeyi söylersin… Üstelik bunu anladýkça, daha da batýrmak istersin kendini… Biraz daha zor duruma düþürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin… Sanki, bile isteye, kendi mutluluðunu kendi elinle bozmak istersin… Kendinden gizli bir öç alýr gibi…
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuþ gibi… Sahi hiç sevilmek istemiyormuþ gibi… Bir tür gurur muydu bu?
Bir gün nasýlsa ve hiç olmadýk bir anda alýnýp kopartýlmadan, kendi ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluðuna tahammül edilmeyen bu hayata, bu hayatýn zorba kurallarýna bir tür baþkaldýrmak mýydý?..
Bir þizofren çocuk tanýmýþtým bir gün. Tam karþýmda oturuyordu. Gencecik, yakýþýklý bir çocuktu. Þizofren olduðunu biliyordu. Biliyordu iyileþemeyeceðini… Ýki de bir, önce kolunu uzatýp sonra avucunu açýyor; ’’Mutluluk avuçlarýmdaydý, yakalamýþtým, ama kaçtý,’’ diyor. Kaçtý derken de avuçlarýný boþluða kapatýyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmýþtý…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben. Görgü (Muaþeret Kurallarý) kitabý yemek masasýnýn üstünde dururdu hep.
Annem o kitabý defalarca ezberletirdi bize. Yemeðe nasýl oturulacak… Çorba nasýl içilir? Kaþýk nerde, çatal nerede durmalý… Balýk nasýl yenir? Peçete nasýl katlanýr… Yemek yerken ne konuþulmaz… Kadýnlar merdivenlerden inerken önde mi, arkada mý olmalýdýr… Sinemada nasýl oturulur…
Her þey… Her þey, örneðin, esnemek, esnerken aðzýnýn kapatýlmasý bile öylesine dikkate alýnýrdý ki bu yüzden, geceleri annemin yatak odasýndan gelen derin hýçkýrýklarýna bir anlam veremezdim… Çünkü o görgü kitabýnda, bir gece vakti nasýl ve niye derinden hýçkýrýlýr, adlý bir bölüm hiç olmazdý.
Ben de eskiden senin gibi saftým. Ýnanýrdým bu dünyada bile þölenler olacaðýna… Bu dünyada, anne, baba, kardeþler, bir sofrada, lekesiz bir mutluluk yaþayabilirler, diye inanýrdým… O kasvetli, görgü kurallarý kitaplarýna raðmen, inanýrdým…
Önce dediðim gibi baþlardý her þey. Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi… Sonra birden hiç beklenmedik bir þey olur, biri aðlayarak arka odaya kaçardý… Ýçeriden, arka odadan, aðlamaklý, sonsuz küskün sesler gelirdi; ‘’Býktým artýk, býktým, usandým hepinizden, gideceðim buralardan, yetti artýk!..’’
Ben de senin gibi saftým o zamanlar… Gidilecek neresi vardý ki derdim… Ýþte hep birlikteyiz… Alemi var mý, bu mutluluðu bozmanýn?...
Sonralarý, çok sonralarý anladým. Meðer, biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir araya gelmiþiz, tesadüften de öte… Biz… bizim aile, herkes,aslýnda hiç istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmiþiz…
Sanki bizi bir araya getirmek için görünmeyen, bilinmeyen karanlýk güçler iþbirliði yapmýþ…
Aslýnda biz bir araya gelmemek için yaratýlmýþýz. Hayatýn en büyük yanlýþýymýþ, bizim bir arada olmamýz!.. Evet; çok geç anladým…
Býraktým lekesiz mutluluklarý; ben kavgasýz, üzüntüsüz bir Pazar sofrasý özlerken, aslýnda herkes, annem, babam, kardeþlerim, o evden uzaklara, hiç dönmemek üzere çok uzaklara gitmek istiyormuþ…
Dünyanýn en mutsuz otogarý… Dünyanýn en imkansýz istasyonuydu bizim evimiz… Yýllarca uzaklara, çok uzaklara gitmek isteyip bir türlü gidemeyenlerin sonsuz bekleme duraðýydý bizim evimiz…
Ýþte bu yüzden, sevmek benim için bir tutsaklýktý, tuzaktý, böylesi sevip, baðlanmak. Uzaklara, çok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden, bizim ailede hiç kimse istediði yere gidemiyordu… Birbirimize duyduðumuz sevgi, ayný zamanda bizi birbirimize düþman ediyordu…
Hem, biz, bizim aile… Güneþli bir günde ansýzýn baþlayan saðanak yaðmurlar gibiydik…
Bu yüzden, hep hýrçýn, hüzünlü, kýrgýndýk… Bu yüzdendi, her þeyi, çok iyi gidiyor sanýrken, içimizde yükselmesine bir türlü engel olamadýðýmýz o felaket duygusu… Anlamýþtým. Senin de ailen böyleydi… Üstelik, öyle severlerdi ki sizi, bir gün, hiç olmadýk bir anda, aslýnda istenmeyen çocuklar olduðumuzu söylerlerdi size!..
Sana yada kardeþine… Tesadüfen dünyaya geldiðinizi… Beklenmedik bir misafir olduðunuzu!.. Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir þeyi esirgemediklerini söyledikten sonra, söylerlerdi böyle sýradan þeyleri!..
Sizin için… Senin için hiçbir fedakarlýktan kaçýnmadýklarýný söyledikten sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi… Güneþli bir günde ansýzýn baþlayan saðanak yaðmurlar gibiydi… Bu yüzden, sen de benim gibi böyle hýrçýn, hüzünlü, kýrgýnsýn her þeye…
Yýllar önce tanýdýðým o þizofren çocuk gibi; tam mutluluðu yakalamýþken, kaybetmiþ gibisin hep…
Ben, beni istediðim gibi sevmemiþ olan annemin hayaletini arýyorum, imkansýz kadýnlarda…
Sen, seni istediðin gibi sevmemiþ olan babanýn hayaletini arýyorsun, imkansýz erkeklerde…
Biliyorum, ne ben o kadýný bulacaðým, ne sen o erkeði bulacaksýn…
Ve ne acý ki hep bizi sevmeyecek olanlarý seveceðiz, ikimiz de… Ne acý ki hep bizi incitip üzenlere baðlanacaðýz… Telefonlarýmýza çýkmayanlarý… Çýksa bile, bir küfür gibi konuþanlara tutkuyla sevdalanacaðýz…
Bizden bir çift güzel laf esirgemeyenleri özleyeceðiz… Ölesiye, amansýz seveceðiz, onlarý…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle… Güncelerin ortalýk yerde… Kitaplarýn, orada burada… Anýlarýn saçýlmýþ ortalýk yere… Her þeyin darmadaðýn…
Biliyorum, bu yüzden düzenden, adý düzen olan her þeyden nefret ediyorsun… sen de benim gibi; ‘’Toparlayýp da ne yapacaðým, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir gün birileri gelip her þeyi, biriktirdiðim, düzenlediðim, üzerinde özenle titrediðim her þeyi, daha önce hep olduðu gibi hiç beklemediðim bir anda, savurup bozup gitmeyecek mi,’’ diye düþünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için, hiçbir zaman ulaþamayacaðým annemin hayaletisin… Ailemdeki insanlar gibisin… çok romantik, çok duygusal, çok yaralý…
Onlar da senin gibi, seninkiler gibiydi… Aklý baþýnda, mazbut insan rolünü oynamaktan ve ertelenmiþ düþleri yüzünden yorgun düþmüþ, yarý çýlgýndýlar… Hepsi, yanlýþ evde ve yanlýþ bir yerde yaþadýklarýný söylerlerdi… Düþleri çok garipti… En kýsa yolculuk bile onlarý yorduðu halde; okyanuslarý aþmayý ve baþka kýtalara gitmeyi düþlerlerdi…
Yine aradým seni, yoksun… Bulsam, benimle küfür gibi konuþacaksýn…...............'
Bir kere çözüldüm sana… Bir kere sana senin gibi olduðumu hissettirdim…
Oysa baþtan beri biliyordum; sen, seni sevmeyenleri seversin. Týpký benim gibi…
Ama öyle özledim ki kendim gibi birini sevmeyi… Öyle özledim ki kendim gibi biri tarafýndan incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradým seni, yoksun… Beni de birileri arýyor… Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arýyor… Kendi gibi biri tarafýndan incitilmeyi, üzülmeyi özleyen birileri arýyor.
Hiç cevap vermiyorum… Ben, seni istiyorum, seni arýyorum…..........................'
Kayýtsýzlýðýnla beni yok ediyorsun, geride sen kalýyorsun. Ama seni de biri yok ediyor…
Aslýnda, bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben, birilerini; o birileri, baþkalarýný. Sen, beni… Seni, bir baþkasý…
Hem, çok iyi biliyorum; beni sevsen bile, hiç kapanmayacak bu yaram… Seni biri sevse de hiç kapanmayacak yaran…
Hiç kapanmayacak!.. Avuçlarýn hep boþluða kapanacak. Týpký, o þizofren genç gibi...
Cezmi ERSÖZ
|