Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cezmi Ersöz  (Okunma Sayısı 369 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ek$i
Ziyaretçi
« : 27 Mayıs 2007, 15:01:29 »

Hayat kitaplarda yazılan gibi değilmiş. Kitaplarda her kelimenin altında başka bir kelime gizliymiş. Her yüzün altına başka bir yüz... Böyle gidiyormuş, bunun sonu yokmuş.

en cok begendigim bir kac sözleri...

buda alıntı olarak resmi sitesinden biyografisi;
BEN YAZARKEN KENDİ YÜZÜME TÜKÜRÜYORUM "

Geriye Doğru Baktığımda...

Geriye doğru baktığımda, çünkü ancak böyle anlaşılıyor bazı şeyler, ben aslında ilkokul 4.-5. sınıftan itibaren yazar olmayı kafama koymuşum. Ama bu ciddi, planlı projeli bir düşünce halinde değil. Tabi babamdan gelen Kuvay-ı Milliye, Kemalistlik, subaylık da var. Bu yüzden iyi, yardımsever, dürüst, çevresinde sayılan sevilen adam yani bir tür kahraman olmak üzere yetiştirildik biz. Çok küçük olanaklarla zengin çocuklarının önüne geçme projesi...Kemalizm biraz da böyle bir proje. Hadi bakalım kendinizi gösterin projesi, romantik bir proje bu. Öte yandan korkunç bir oyun bu. Baştan aşağı yanlış hesaplarla dolu. Belli olanaklar babanın maaşı belli, makarna yumurta yiyorsun, hadi bakalım benim çocuğum nasıl geçecek sizi projesi, üstelik iyi adam olacak ve onları da geçeceksiniz. Okuduğun okul belli,mahalle devlet okulları.

Hiç Unutmuyorum...
Kabataş Erkek Lisesi’ne kaydımı yaptıracaktım. Babam hastaydı, ayakları şişmişti. Makasla pantolonunun paçalarını kesmişti ve ayağında terlik vardı. Çok komik görünüyordu. Emekli bir albay fakat cebinde parası yok. Müdür “çocuğu yatılı verin” demiş. Ev Suadiye’de okul Ortaköy’de. O zaman köprü de yok. Gidiş-dönüş 4 saat. Ama yatılı parası yok. “Gündüzcü olsun, gitsin-gelsin” demiş babam. Tartışmışlar. Müdür, “almıyoruz çocuğunuzu okula” deyince babam çıkarmış beylik tabancasını müdürün masasına koymuş. “Alıyor musun almıyor musun?” odadan bir çıktı, kıpkırmızı bir surat. “Gemileri yaktık oğlum” dedi. “Baba ne gemileri...” dedi ki; “Oğlum durum ciddi”. Küçük çelimsiz bir çocuğum. Kaydımızı yaptırdık, girdik okula. İlk dönem iki zayıf geldi karneye. Hiç unutmuyorum, babam “teessüf ederim” dedi. “Ulan bu okulda birinci olcam” dedim.







Can Havliyle...




Memur ailelerinde bir çalkantı vardır. Can havliyle okursun, can havliyle yaşarsın. Uzun vadede ne olacak diye düşünemezsin. Lisede üniversiteye girebilmek için fen bölümlerinden mezun olmak gerekir. Ben de fen bölümündeydim. Arasıra edebiyat sınıfına giderdim. Millet orada Necatigil okuyor, Orhan Veli, Özdemir Asaf okuyor. Özeniyorum onlara, çünkü onlar edebiyat deyip kaybetmişler zaten. Üniversiteye giremeyecekler ama mutlular. Ben başarılı olmayı mutlu olmaya yeğ tuttum. Çünkü başarılı olmak zorundaydım. Ailenin seni bir kere daha okutma şansı yok. Sınıfı geçmek zorundasın. Halkalar çok gevşek yani. “Hadi lan bu sene de asayım, hayatın tadını çıkartayım biraz” dediğin anda kayarsın. Yani can havli söz konusu olduğunda kimse kimsenin bohem macera arayışını taşıyamaz. Böylece edebiyat hep gizli, yasak bir tutku olarak varoluyor bende. O da meğer yaşamının ta kendisi olmuş, meslek değil yani.





Kemalizm'e gönül bağlamış...

Kemalizm’e gönül bağlamış ve kaybetmiş bir aile benim ailem. Danslar, tangolar, radyo piyeslerine ağlamalar, arkası yarın’lar üzerine sohbetler... Bir ütopya yaşamışlar, ama ütopya duvara çarpmış. Benim babam o ütopyanın duvara çarptığını Özal’la anladı. Kemalizm’in kaybettiğini, Kemalizm’e gönülden bağlanan o samimi insanların kaybettiğini babamda gördüm. Babamla beraber ben de yenildim. Çünkü ben o tarihe ne, o insanların yenilmişliğine tanığım.











Cezmi Ersöz Kaybetmeye...

Cezmi Ersöz kaybetmeye mahkumdur. Kaybettikçe haz alıyorum. Mazoşizm değil bu. Benim ruhum böyle oluşmuş. Kaybetmek bana şiirsel bir tad veriyor. Ayağım kaydıkça, birileri tarafından kazandığım başarı elimden alındıkça ben kendime “Hah tamam şimdi sensin” diyorum. Ben kaybedince kazanıyorum. Kendimle buluşuyorum. Yenilgiyi öven birisi değilim. Ama bu kadar adaletsiz bir toplumda başarılı olmak bana “yanlış mı yaptım?” sorusunu sorduruyor. Bu soruyu sorunca kendime tezgah açıp, kendime çelme takıyorum. Bunu yapıyorum ki beni okuyan, yazılarımı seven insanlara biraz daha yaklaşayım, hiç olmazsa onlardan kopmayayım. Başarıyı küçümsememizin bir nedeni de bilinçaltımızdaki korku ile ilgili. Başarıyı istemiyor muyduk? Hem de çok. Biz zaten başarıya koşullandırılmış çocuklardık. Ancak öte yandan kazandığımız başarının tadını biraz olsun yaşayamadan, zenginlerin, iktidar sahiplerinin, güçlü insanların gelip hemen elimizden alacağını düşündüğümüzden, belki de bu acıyı hafifletmek için başarıyı küçümsedik. Kendi oyununu, kendi başarını gölgeleme isteği.





İnsanlara Bakıyorum...
İnsanlara bakıyorum, inanılmaz bir tutarlılık çizgisi izliyorlar. O insanlar kendi oyunlarını asla bozamazlar. Benim binlerce okurum var. Fakat hiçbir basın organı Cezmi Ersöz’den bahsetmiyor. Ben bunu kendim yaptım. 28 yaşımda egemen medyaya tavır aldım. Yani tabancayı masaya koydum, gemileri yaktım. Onlar da benim ve benim gibilerin onların hamurundan olmadığımızı anladılar. Bugün paraya ihtiyacım olur, anlaşma yaparım, üç gün sonra herşeyi yazar çeker giderim, ellerinde patlarım yani. Ciddi bir misyonun sahibiyiz bu anlamda.



Açık Konuşayım...


Bazı şeyler giderek netleşiyor. Eurogold bütün gazetelere tam sayfa, yarım sayfa ilanlar verdi. Açık konuşayım, Öküz ve Leman dergisi Eurogold’un ilanını alsaydı, ben bir daha oraya imzamı atmazdım. İnsan yazar arkadaşından da bu kadar dürüstlüğü bekliyor. Ama zaten holdingçiler bıçaklamadı bizi, en büyük darbeyi sağımızdan solumuzdan en yakın arkadaşlarımızdan yedik. Benim çok sevdiğim insanlar acı çekerek öldüler. Hayatlarını örnek aldığım, beslendiğim, gönül bağı kurduğum insanlar çok düşük maaşlarla, köşelerinde, hayattan istifa etmiş vaziyette çığlık çığlığa öldüler. Şimdi benim onların anılarına sadık olmak gibi bir misyonum var. Eğer ben Eurogold’un ilanını basan bir yerde yazarsam onlara haksızlık etmiş olurum. Bu dürüstlük anlayışına bugün aptallık gibi bakılıyor.



Tesadüfler ve Kaos
Tesadüfler, kaos...bizim hayatlarımızı birisi filme alsa kimse inanmaz. Absürd, akıldışı, tuhaf... Mesela ben pazarcılık yapıyordum. Mahmutpaşa’dan elbezi, havlu filan aldım. Pazarın en kötü yerindeyim, mafya var orada, yağmur yağıyor, havlular ıslandı. Bir baktım bir müşteri geldi. Aaa annem! “Kaça havlular?” dedi. Yarısını anneme sattım. Bir başka zaman salça aldım. 25 kg. salça. Getirirken elimi kesti, yağmur yağdı, vapura zor attım kendimi. Açtım, bozuk çıktı. Zarar ettim. Akla mantığa uyan yanı yok yani. Beyoğlu Rumeli Han’da dayımın yanında ofisboyluk yaptım. Bankaya para yatırır, vergi dairesine, defterdarlığa giderdim. Çay, dosya, sigorta bildirgesi taşıdığım yerlerde şimdi imza istiyorlar. Her şey akıldışı gelişti çünkü. Mantığı yoktu. Hiç bir şey planlanmamıştı. Yine de ben o rastlantılardan, büyülerden, esinlerden yanayım. Sait Faik’de sistem mi vardı? O rastlantılarla yaşayan bir insandı. Hayatlar onu çekerdi, insan yüzleri onu çekerdi, bakışlar, adını koyamayacağımız bir takım insan davranışları, içsezişler ve yoğun duyarlılıklar onu çekerdi. Ekollerin adı sonradan konulmuştur. Oğuz Atay’ı da bu nedenden çok seviyorum. Küçük memur ailesi, plan program yok, anlık duygular...
Logged
ek$i
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 27 Mayıs 2007, 15:02:48 »

Biliyorum, sevmeyeceksin beni…

Telefonlarýma cevap vermeyeceksin… Cevap versen bile, öyle yorgun öyle isteksiz çýkacak ki sesin, bir küfür gibi…

Sevmeyeceksin beni… Biliyorum, bu þehri bana dar edeceksin…

Çünkü anladýn; sevgimden tanýdýn beni. O yanýk, o hasta bakýþýmdan… uçuruma atlar gibi sevdalanýþýmdan…

Sevmek deyince, hemen ardýndan, ölüm dememden anladýn…

Anladýn ve kardeþini bir kabustan uyandýrýr gibi çýrýlçýplak gerçeðe uyandýrdýn beni; uyandýrdýn ve kaçtýn…

Çünkü sende benim gibiydin…

Sende benim gibi, seni sevmeyeni sevdin hep. Sana acý çektireni… Seni aramayaný, telefonlarýna çýkmayaný, çýkýnca seninle bir küfür gibi konuþaný sevdin… sen de benim gibi seni incitip üzeni sendin hep.

Bakýþýndan hissettim bunu, kokundan, dokunuþundan…

Beni sevmeyecektin biliyorum… Ama öyle susamýþtým ki kendim gibi birini sevmeye… Öylesine muhtaçtým ki gerçekten incitilmeye, gerçekten acý çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öyle muhtaçtým ki seni tanýr tanýmaz çözüldüm…

Sana da olmuþtur… Öylesine susamýþsýndýr ki sevilmeye, kendin gibi birini bulunca tutamaz kendini, her þeyi, belki de söylenmeyecek her þeyi, o an, garip bir telaþla söylersin…

Hatta söylerken anlarsýn, söylememen gereken þeyleri söylediðini hissedersin, battýðýný, giderek çýkmaza girdiðini… Ama yine de engelleyemezsin kendini, tutamazsýn.

Aleyhinde (evet, aleyhinde; aþk en büyük rekabet deðil mi artýk bu þehirde) olabilecek her þeyi söylersin… Üstelik bunu anladýkça, daha da batýrmak istersin kendini… Biraz daha zor duruma düþürmek…

Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin… Sanki, bile isteye, kendi mutluluðunu kendi elinle bozmak istersin… Kendinden gizli bir öç alýr gibi…

Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuþ gibi… Sahi hiç sevilmek istemiyormuþ gibi… Bir tür gurur muydu bu?

Bir gün nasýlsa ve hiç olmadýk bir anda alýnýp kopartýlmadan, kendi ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluðuna tahammül edilmeyen bu hayata, bu hayatýn zorba kurallarýna bir tür baþkaldýrmak mýydý?..

Bir þizofren çocuk tanýmýþtým bir gün. Tam karþýmda oturuyordu. Gencecik, yakýþýklý bir çocuktu. Þizofren olduðunu biliyordu. Biliyordu iyileþemeyeceðini… Ýki de bir, önce kolunu uzatýp sonra avucunu açýyor; ’’Mutluluk avuçlarýmdaydý, yakalamýþtým, ama kaçtý,’’ diyor. Kaçtý derken de avuçlarýný boþluða kapatýyordu…

Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmýþtý…

Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben. Görgü (Muaþeret Kurallarý) kitabý yemek masasýnýn üstünde dururdu hep.

Annem o kitabý defalarca ezberletirdi bize. Yemeðe nasýl oturulacak… Çorba nasýl içilir? Kaþýk nerde, çatal nerede durmalý… Balýk nasýl yenir? Peçete nasýl katlanýr… Yemek yerken ne konuþulmaz… Kadýnlar merdivenlerden inerken önde mi, arkada mý olmalýdýr… Sinemada nasýl oturulur…

Her þey… Her þey, örneðin, esnemek, esnerken aðzýnýn kapatýlmasý bile öylesine dikkate alýnýrdý ki bu yüzden, geceleri annemin yatak odasýndan gelen derin hýçkýrýklarýna bir anlam veremezdim… Çünkü o görgü kitabýnda, bir gece vakti nasýl ve niye derinden hýçkýrýlýr, adlý bir bölüm hiç olmazdý.

Ben de eskiden senin gibi saftým. Ýnanýrdým bu dünyada bile þölenler olacaðýna… Bu dünyada, anne, baba, kardeþler, bir sofrada, lekesiz bir mutluluk yaþayabilirler, diye inanýrdým… O kasvetli, görgü kurallarý kitaplarýna raðmen, inanýrdým…

Önce dediðim gibi baþlardý her þey. Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi… Sonra birden hiç beklenmedik bir þey olur, biri aðlayarak arka odaya kaçardý… Ýçeriden, arka odadan, aðlamaklý, sonsuz küskün sesler gelirdi; ‘’Býktým artýk, býktým, usandým hepinizden, gideceðim buralardan, yetti artýk!..’’

Ben de senin gibi saftým o zamanlar… Gidilecek neresi vardý ki derdim… Ýþte hep birlikteyiz… Alemi var mý, bu mutluluðu bozmanýn?...

Sonralarý, çok sonralarý anladým. Meðer, biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir araya gelmiþiz, tesadüften de öte… Biz… bizim aile, herkes,aslýnda hiç istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmiþiz…

Sanki bizi bir araya getirmek için görünmeyen, bilinmeyen karanlýk güçler iþbirliði yapmýþ…

Aslýnda biz bir araya gelmemek için yaratýlmýþýz. Hayatýn en büyük yanlýþýymýþ, bizim bir arada olmamýz!.. Evet; çok geç anladým…

Býraktým lekesiz mutluluklarý; ben kavgasýz, üzüntüsüz bir Pazar sofrasý özlerken, aslýnda herkes, annem, babam, kardeþlerim, o evden uzaklara, hiç dönmemek üzere çok uzaklara gitmek istiyormuþ…

Dünyanýn en mutsuz otogarý… Dünyanýn en imkansýz istasyonuydu bizim evimiz… Yýllarca uzaklara, çok uzaklara gitmek isteyip bir türlü gidemeyenlerin sonsuz bekleme duraðýydý bizim evimiz…

Ýþte bu yüzden, sevmek benim için bir tutsaklýktý, tuzaktý, böylesi sevip, baðlanmak. Uzaklara, çok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.

Sevgi yüzünden, bizim ailede hiç kimse istediði yere gidemiyordu… Birbirimize duyduðumuz sevgi, ayný zamanda bizi birbirimize düþman ediyordu…

Hem, biz, bizim aile… Güneþli bir günde ansýzýn baþlayan saðanak yaðmurlar gibiydik…

Bu yüzden, hep hýrçýn, hüzünlü, kýrgýndýk… Bu yüzdendi, her þeyi, çok iyi gidiyor sanýrken, içimizde yükselmesine bir türlü engel olamadýðýmýz o felaket duygusu… Anlamýþtým. Senin de ailen böyleydi… Üstelik, öyle severlerdi ki sizi, bir gün, hiç olmadýk bir anda, aslýnda istenmeyen çocuklar olduðumuzu söylerlerdi size!..

Sana yada kardeþine… Tesadüfen dünyaya geldiðinizi… Beklenmedik bir misafir olduðunuzu!.. Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir þeyi esirgemediklerini söyledikten sonra, söylerlerdi böyle sýradan þeyleri!..

Sizin için… Senin için hiçbir fedakarlýktan kaçýnmadýklarýný söyledikten sonra…

Senin de ailen benimki gibiydi… Güneþli bir günde ansýzýn baþlayan saðanak yaðmurlar gibiydi… Bu yüzden, sen de benim gibi böyle hýrçýn, hüzünlü, kýrgýnsýn her þeye…

Yýllar önce tanýdýðým o þizofren çocuk gibi; tam mutluluðu yakalamýþken, kaybetmiþ gibisin hep…

Ben, beni istediðim gibi sevmemiþ olan annemin hayaletini arýyorum, imkansýz kadýnlarda…

Sen, seni istediðin gibi sevmemiþ olan babanýn hayaletini arýyorsun, imkansýz erkeklerde…

Biliyorum, ne ben o kadýný bulacaðým, ne sen o erkeði bulacaksýn…

Ve ne acý ki hep bizi sevmeyecek olanlarý seveceðiz, ikimiz de… Ne acý ki hep bizi incitip üzenlere baðlanacaðýz… Telefonlarýmýza çýkmayanlarý… Çýksa bile, bir küfür gibi konuþanlara tutkuyla sevdalanacaðýz…

Bizden bir çift güzel laf esirgemeyenleri özleyeceðiz… Ölesiye, amansýz seveceðiz, onlarý…

Biliyorum, bu yüzden odan böyle… Güncelerin ortalýk yerde… Kitaplarýn, orada burada… Anýlarýn saçýlmýþ ortalýk yere… Her þeyin darmadaðýn…

Biliyorum, bu yüzden düzenden, adý düzen olan her þeyden nefret ediyorsun… sen de benim gibi; ‘’Toparlayýp da ne yapacaðým, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir gün birileri gelip her þeyi, biriktirdiðim, düzenlediðim, üzerinde özenle titrediðim her þeyi, daha önce hep olduðu gibi hiç beklemediðim bir anda, savurup bozup gitmeyecek mi,’’ diye düþünüyorsun…

Biliyorum, sen benim için, hiçbir zaman ulaþamayacaðým annemin hayaletisin… Ailemdeki insanlar gibisin… çok romantik, çok duygusal, çok yaralý…

Onlar da senin gibi, seninkiler gibiydi… Aklý baþýnda, mazbut insan rolünü oynamaktan ve ertelenmiþ düþleri yüzünden yorgun düþmüþ, yarý çýlgýndýlar… Hepsi, yanlýþ evde ve yanlýþ bir yerde yaþadýklarýný söylerlerdi… Düþleri çok garipti… En kýsa yolculuk bile onlarý yorduðu halde; okyanuslarý aþmayý ve baþka kýtalara gitmeyi düþlerlerdi…

Yine aradým seni, yoksun… Bulsam, benimle küfür gibi konuþacaksýn…...............'

Bir kere çözüldüm sana… Bir kere sana senin gibi olduðumu hissettirdim…

Oysa baþtan beri biliyordum; sen, seni sevmeyenleri seversin. Týpký benim gibi…

Ama öyle özledim ki kendim gibi birini sevmeyi… Öyle özledim ki kendim gibi biri tarafýndan incitilmeyi, üzülmeyi…

Yine aradým seni, yoksun… Beni de birileri arýyor… Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arýyor… Kendi gibi biri tarafýndan incitilmeyi, üzülmeyi özleyen birileri arýyor.

Hiç cevap vermiyorum… Ben, seni istiyorum, seni arýyorum…..........................'

Kayýtsýzlýðýnla beni yok ediyorsun, geride sen kalýyorsun. Ama seni de biri yok ediyor…

Aslýnda, bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…

Ben, birilerini; o birileri, baþkalarýný. Sen, beni… Seni, bir baþkasý…

Hem, çok iyi biliyorum; beni sevsen bile, hiç kapanmayacak bu yaram… Seni biri sevse de hiç kapanmayacak yaran…

Hiç kapanmayacak!.. Avuçlarýn hep boþluða kapanacak. Týpký, o þizofren genç gibi...


Cezmi ERSÖZ
Logged
maniacdepresive
cıkcıkcık
Sıçmış Üye
****

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 3,490
Puan: +1518/-60
Cinsiyet: Bayan
Burç: basak

Nerden: bursa
Offline Offline

« Yanıtla #2 : 28 Mayıs 2007, 20:51:46 »

Tam kapıdan çıkacakken durdum bir an. Yasadığımız onca şey kalbimden geçti. Kalbimden sen geçtin. Kalbime saplanıp çıkan bir kurşun gibi… içim dondu bir an. sonrA açtım gözlerimi ve yoluma devam ettim . her gün binlercesini yaşadığım böylesi anlardan biriydi sadece.. zamanın dışına çıkıp sonra yeniden hayat girdiğim.. önce hücrelerime dağılıp sonra yeniden aynı bedende buluştuğum o krizlerden biriydi.

Küçük detaylar… anlar uçup giden.. hangi defterimi açsam sana yazdığım bir cümle bir şiir var.. hayatım seninle mi geçti? Ben senin için mi doğdum? Gerçek aşk bu mu?

Oysa nasılda yabancıyız birbirimizin acılarına nasılda umutsuzuz birbirimize.. seni anlayabilseydim .. seni basit kıskançlıklardan arınıp sevebilseydim. Zaman daralıyor … yaşlanıyorsun. Yaşlanıyorum geçen zaman hayatımızdan çalıyor. Nasıl da buluşur yollar… sonra ansızın bir sapağa döner birisi… diğeri bırakıldığı yerde bir ömür boyu donakalır arkasından…! Bana hayatı anlat…. Bana aşkı anlat! Bütün ezberim bozuldu.

Kapılarında kalırdım… o kapıdan içeri hiç mi girmedim ben? Hala orada bekliyor muyum ?

Sevgi başka bir şey mi ne olur anlat bana? N’ olur ,anlat, bana!...

Neyim var ki sığınacak? Başka savunmam yok.” Beni arama görüşmeyelim” demekten başka… Terk edilmiş birinin, beni arama demesinden daha zavallıca ne olabilir ki…
Bana hayatı anlat! Çöz beni! Bütün acılarımı silip beni baştan yarat! Sonra nereye gidersen git! Beni parçalarıma böldün. Beni hücrelerime dağıttın ,. Şimdi biçim ver ki nefes alabileyim yeniden! Bana bir kılıf yarat, yeniden! Yaralarımla çok çirkinim. Kırıcıyım. Çirkinim….

Neye yarar sözcükler kalpleri kırmaktan başka …. Beni sevdiğini söylemen, neye yarar! Neye yarar beni bir daha arasan ya da hiç aramasan… neye yarar acı çeksen… acı çeksem…?

Kaybettik birbirimizi…Kirlendik hayat gibi.
Bana beni anlat…Bana hayatı anlat…!
Ne olur aç artık o kapıyı!
Gece, soğuk… İstanbul,damla damla yağıyor , aşkımızın üzerine… Bu ev, senin soluğun olmadan ısınmıyor… kim bilir, nerdesin? Hangi gözlerin içinde kaybettin kanayan yüreğimi ?

“bir kente, aşkın için gelmek ne güzel ama aşkın için bir kenti terk etme!” demişti birisi…Oysa, bilinmezliğin yolculuğuna biletimi çoktan kestirdim ben… Gidiyorum…Kaçıyorum….Yorgunum…..




Ve bunun gibi birsürü güzeL yazının yazarı....
Logged

Kırdım diyorsun zincirLerimi;
Evet, köpekte çeker kırar zincirLerini
Kaçar o da, ama haLkaları boynunda taşıyarak.....
maniacdepresive
cıkcıkcık
Sıçmış Üye
****

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 3,490
Puan: +1518/-60
Cinsiyet: Bayan
Burç: basak

Nerden: bursa
Offline Offline

« Yanıtla #3 : 29 Mayıs 2007, 15:59:18 »

pencere

Bir tek pencere arıyorum;bir tek
iyiLikLe aydınLansın camı,
bir tek pencere oLsun ve haykırsın istiyorum;
"bu dünyada yasamak için katiL oLmak gerekmez" diye..
bir tek pencere sevinçLe fısıLdasın;
"bu dünyada yasamak anlamLı ve güzeL bir seydir!" diye...
Logged

Kırdım diyorsun zincirLerimi;
Evet, köpekte çeker kırar zincirLerini
Kaçar o da, ama haLkaları boynunda taşıyarak.....
hylprst
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 21 Ağustos 2007, 21:16:45 »

Sağol Gizem  Afro
Logged
maniacdepresive
cıkcıkcık
Sıçmış Üye
****

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 3,490
Puan: +1518/-60
Cinsiyet: Bayan
Burç: basak

Nerden: bursa
Offline Offline

« Yanıtla #5 : 23 Ağustos 2007, 18:35:26 »

......Bir şizofrendim artık... Yalanlar söylüyordum,
hem sana hem de ona... Kendimi tanıyamaz olmuştum.
Hangisi bendim? İçimdeki, o güzelliğiyle dünyayı elde
etmeye kışkırtılmış, karanlık ve ilgi tutsağı kadın
mıydım; yoksa uğruna hayatından vazgeçmeye hazır
olduğum aşkına mahkum, ezilmiş kapılarda bırakılmış,
verdiği güven ve taşıdığı masumiyetle sana cazip
gelmeyen o sevdalı kadın mı? İkisi de olmak
istemiyordum. Ama ikisinden de vazgeçemiyordum. Sanki
biri olmasa diğeri yıkılacak gibiydi. Birbirinden
nefret eden ve birbirinin varlığına taammül edemeyen
bu iki benlikle yanlız kaldığımda çıldıracak gibi
oluyor, ağır ağır ruhumu öldürüyordum. Artık yalnız
kalmak dayanılmaz olmuştu benim için... Seni
göremediğim zamanlar ona gidiyor, onu göremediğim
zamanlar sana sığınıyordum. İçimdeki bu birbirine
aykırı iki kadın beni durmadan diplere çekiyordu...
 
Logged

Kırdım diyorsun zincirLerimi;
Evet, köpekte çeker kırar zincirLerini
Kaçar o da, ama haLkaları boynunda taşıyarak.....
maniacdepresive
cıkcıkcık
Sıçmış Üye
****

Avatar Yok

Mesaj Sayısı: 3,490
Puan: +1518/-60
Cinsiyet: Bayan
Burç: basak

Nerden: bursa
Offline Offline

« Yanıtla #6 : 23 Ağustos 2007, 18:48:12 »

sevgim seni yurduna getirdi:
tuzak ev,dilsiz baba,yenik anne...
ıste hepsi bu...
hayallerini yak evi isit.
gidecegin en buyuk oda arka odan.
ıcerden sesleri geliyor annenle babanin,
yanlis iliskiler ayaklarini yerden kesiyor.
artik biliyorsun carpinca duvara ne kadar
aciyacagini kalbinin.
sevgim seni yurduna getirdi...

arkadaslarin cok uzaklara gitti.
sevmeden sevistiler ozgurluk adina
kaptirmadan kendilerini hicbir seye,
butun hazlari tattilar.
sense evinde kaldin,
acilari gomme toreninde.
kati kurallarin vardi,
tutucuydun onlara gore.

donduler sonra birer birer
sana sordular yine de kaderlerini.
neydi yasamak, neydi hayatin anlami...

butun yanlis iliskiler seni yurduna getirdi.
artik biliyorsun yere dusunce ne kadar
aciyacagini kalbinin.
sevgim seni yurduna getirdi
Logged

Kırdım diyorsun zincirLerimi;
Evet, köpekte çeker kırar zincirLerini
Kaçar o da, ama haLkaları boynunda taşıyarak.....
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: