Partiler kapatılmalı mı?Hayır, çünkü demokrasinin kurumsal ve düşünsel özgürlüklerinin
tarafındayız daima. Çünkü demokratız..Ama laiklikten yana da ödün vermez bir başka tavrımız var.Şimdi demokratlığımızı savunmak ile laiklikten vazgeçemez tutumumuz çatışmaya mı girmiş oluyor kendi aralarında.Hayır…Çünkü bu çatışmayı yaratan bizler değiliz.Bu çatışma; gerek demokrasiyi ve gerekse de laikliği kendilerine göre yorumlamakta bir sakınca görmeyen amaç değil araç olduğu söylemlerinin belgelere dönüştüğü bir zihniyetin, fütursuzca esip gürlemelerinin yaratmasıdır. Bir parça mahalle kabadayısı havası ile oluşturulan cemaat-ümmet çevrelerinin el pençe divan durmalarını toplum geneline yönelik bakış açısına çevirmenin sonucudur.Peki AKP kapatılmalı mı? Hayır. Fakat başta uzunboylu Recep bey olmak üzere tarafından atanmış mesela YÖK başkanı zat ve benzerlerinin; kendilerinin Atatürk cumhuriyetin kazanımlarından hiç bir zaman ve asla daha önemli olmadıklarının farkına varabilmeleri için acil olarak meşhur Kızılcahamam yada onun gibi bir kampta eğitilmeye yönelmeleri koşulu ile….
Başbakan Recep Beyin; ‘gerekirse elbisemizi üzerimizden çıkarırız’ demesi ile toplumun
geneline hitaben ‘en az üç çocuk yapmalısınız’ beyanlarının aynı gün söylenmiş olması ne mutlu ve ne ilginç bir rastlantı değil mi?
Elbette Başbakan Recep beyden bu toplumun öğreneceği çok şey var….
Mesela? ? ? ? ……….
(düşünme hakkımı kullanıyorum, yanlış bir örnek vermemek için)
Neyse şimdi aklıma gelmedi, aklıma gelen de o kadar önemli değil….
Şimdi en popüler kampanyaya dönüşmesi mutlak olan ‘haydi aileler üçüncü çocuğa’ kampanyasının sonucunda nüfusumuzun 9-10 ay içinde 100 milyona doğru tırmanmaya başlaması halinde Avrupanın en iyi Maliye Bakanı bir yol bulup kağıt üstündede olsa adam başı milli geliri 7500-8000 dolarlardan 10-12000 dolarlara da çıkartabilirse ohhhh deymeyin keyfimize….
Sayın Recep Bey bu yeni nesil çocukların; bir ara (yetersiz beslenme sağlık nedeniyle o yaşlara ulaşabilirlerse) yarın hangi okullarda ve hangi maddi olanaklarla okutacağımızı, öbürgün nerede ve hangi koşullarda iş bulabileceklerini de bir ara çıtlatırlarsa. Süper bir şey olacak demektir hallerimiz….
Bir zamanlar köyün birine bir adam gelmişş ve tanesi 10 $’dan maymun alacağını
söylemiş. Köyde çok maymun olduğu için köylüler sevinçle ormana koşup maymunları yakalamaya başlamışlar. Adam,binlerce maymunu 10′$ dan satın alınca ortalıkta maymunlar azalmış,yakalaması zorlaşmış.Köylüler tam maymun yakalamaktan vazgeçecekken adam tanesine 20 $ vereceğini söylemiş. Tekrar heveslenen köylüler tekrar maymunları yakalamaya başlamışlar.Bir süre sonra adam da fiyatı 25 $’a çıkarmış.Ancak bırak yakalamayı ,maymuna rastlamak bile çok zorlaşmış.Bunun üzerine adam fiyatı 50 $’a çıkardığını,ancak kendisinin işi olduğu için şehre gitmesi gerektiğini,yardımcısının onun yerine alım yapacağını söylemiş. O yokken yardımcısı köylülere demiş ki; “Şu büyük kafesteki maymunlar var ya ben onların tamamını size tanesi 35′$ dan satayım,siz de adam gelince ona 50 $ dan satarsınız.”Köylüler bütün birikimlerini bir araya toplayarak bütün maymunları satın almışlar, sonra ne adamı ne de yardımcısını bir daha gören olmamış. Şimdi borsanın nasıl çalıştığı hakkında biraz bilgi sahibi olmuşsunuzdur.
Şimdi kimlerimiz (bende dahil) “”bizden artık geçti diyerek , çocuklarımızın geleceği
açısından ve onlarla ilgili hayal kurma penceremizi kapalı tutuyoruz . Ama ya diğer kimilerimiz ? Yani ; çocuklarınızın geleceği ile ilgili hayal kurma yönüne bakan penceresinin kanatlarını açıp iki yana derin iç çekerek gözlerini boşluğa daldıranlarımız yada o pencerenin var olduğundan bile haberi olmayanlarımız …., ya sizler ……
Mesela çocuğunuzun ileride bir atom fizikçisi filan mı olmasını istiyorsunuz . Yoksa bir bilgisayar mühendisi ..Doktor mu , Ekonomist mi …..
(siyasetçi mi diye sormayacağım , sanatçı mı diye de)
Ne olmasını istiyorsunuz çocuğunuzun ….
Ben izin verirseniz size bir ışık yakayım , belki ilk anda aklınıza gelivermez diyerek … Ben ya futbolcu olsun derim yada anchorman ….Tabi erkek çocuklar için bu öneriler . Kız çocuklarımız nasılsa başları kapalı , kafes arkasında ne yapacaklarını , nereye bakacaklarını iyi bilecekler hele o günlerde ….
Kağıt-kalem (yada teknolojinin bütün imkanları) elinizde olduktan sonra, kürsülerin esip
gürleyen komutanları da ‘haydi bakalım TÜİK’ çiler orası yan gelip yatma yeri değildir’ talimatını verdikten sonra olmayacak vede gıpta edilecek hiç bir şey kalmıyor. Yani durum bu kadar basit…. Oynat kalemi ulusal gelirin fırlayıversin On – Yirmi bin dolara birden bire..
Ne oldu…
zenginleştik..
Allah allah nasıl oldu?
Hükümetin başarılı ekonomik politikalarından..
Sahi mi?
Sahi….
Ya biz, biz birşey anlayacakmıyız bundan…
Siz anlamasanızda vekilleriniz sizin yerinize anlar, rahat ol sen….
Evet böyle bir zenginliğe gerçekten tam da gereksinim duyacağımız, zil çalıp oynayacağımız bir dönemdi, gerçekten iyi oldu….Gerçi askeri ve sivil otoritenin çok başarılı güneş harekatının yada yıllardır özgürlük ve inanç anlayışımızın önünde kelepçeleriyle duran türban konularının gölgesinde kalabilir (yada onları gölgede bırakır) ama olsun.
Hasan Karacadağ’ın çektiği Semum filminin setinde “esrarengiz” yaratıklara rastlandı. Filmin basına dağıtılan fotoğraflarında bu yaratıklar oldukça net bir şekilde görülüyor. Fotoğrafları görenler “acaba film çekilirken bu yaratıklar orada mıydı?” diye düşünmekten kendilerini alamıyor. Set arkası fotoğraflarda görünen ürkünç ve tuhaf suretlerin dikkatli incelendiğinde filmdeki yaratığı andırdığı kolaylıkla anlaşılıyor. .
SEMUM NEDİR? İslam inancına göre insanlar kuru bir çamurdan yaratıldı ve insanoğlu yaratılmadan önce dünya üzerinde yaşayan bir takım yaratıklar vardı. Bu yaratıklar kızgın ateşin dumansız alevinden yaratılmış ve daha sonra korkunç bir zehirle birleştirilerek Semum halini almışlardır. İnsanlar dünya üzerine geldikten sonra başta şeytan olmak üzere bazı Semumlar insanları kıskanıp onlara türlü kötülükler yapmaya başlamış.