Çetin Altan usta yazıyor ; çizgi üstü alıntı köşesinden :Şeffaflaşmaya doğru yeni bir adım
da sayılabilecek olan, çeÅŸitli alan ve konulardaki anket modası; bendenizin de aklına “küfür salvolarının en çok, insan organlarından hangisini hedef aldığı” sorusunu getirdi.
Bu konuda bir anket yapıldığını da hiç sanmıyorum. Folklorumuzda “7 delikli tokmak, bunu bilmeyen ahmak” diye bulmacalaÅŸtırılmış olan, “kafa”mızın en çok hangi delikleri küfür odağı oluyor acaba? 2 gözümüz mü, 2 kulağımız mı, 2 burun deliÄŸimiz mi, yoksa aÄŸzımız mı?
Ve 1 günde söylenen küfürlerden kaç milyonu belden yukarıdaki delikleri, kaç milyonu belden aşağıdaki delikleri hedefliyor? Böyle bir anketin su yüzüne çıkaracağı bir grafik, -adam başına ulusal gelir 5.500 dolara yaklaştığı halde- ulusal gelir dağılımındaki korkunç uçurumun çizdiği grafikle, bir kardeşlik gösteriyor mu?
Medyadan izliyoruz ; Son bir-iki gündür. Suriye´nin Halep kendinde bir stadyumun açılışı
yapılacak . ÇaÄŸrılı bizim Fenerbahçe´miz . Ve tabi baÅŸbakanımız ve sayın eÅŸleri de bu törene katılacak , açılış maçını izleyecek . Stad elbette çok güzel . Hatta ismindeki olimpik takıya bakılırsa olası bir olimpiyat oyunlarına hazırlık amacı taşıdığıda belli . Maç ta çok güzel . adı dostluk olduÄŸundan olacak sahadaki hesap al gülüm-ver gülüm . Sonuç berabere . Protokol tribünleri de çok güzel , oldukça samimi bir hava ve tercüman her derde deva . BaÅŸbakanımızın sayın eÅŸleri ile Suriyeli güzeller güzeli first lady “altın günü” katılımcılarının samimiyeti içinde . Ama ,
Ya stadyumun dışı , tören öncesi … İçeri girebilmek için iÅŸte düzensizlik budur dedirten olaÄŸanüstü kargaÅŸa . Ellerinde yalancı dolma , köfte tencereleri eksik (belki o da vardır) kadınlı, erkekli, çoluklu, çocuk lu bir kalabalık. Burası bir bedava yemek dağıtan aÅŸevi mi yoksa yabancı zevat katılımı ile açılışı gerçekleÅŸtirilecek dev bir tesis mi …
ABD´nin son başkanlık seçimlerinde , dönem koşullarının arttırdığı popülaritesi ile
genelkurmay baÅŸkanlığından yeni emekliye ayrılmış olan Colin Powell ; baÄŸlı olduÄŸu partinin de itelemesiyle kendisini birden baÅŸkanlık adaylığı kategorisinde bir yarışın içinde buluverir . Bütün yaÅŸamı ; (artık adına ABD baÅŸkanlığı mı , dünya imparatorluÄŸu mu ne derseniz deyin) bu konuda bir baÅŸarı çizgisini yakalamak ve elbetteki sonucunda o tacı başına giymek üzere yoÄŸun bir çalışma temposuna dönmüştür . Vaziyet bu bahane ile son sürat giderken yorgunluktan bitkin halde eve geldiÄŸi bir akÅŸam karısı ellerini el bezine kurulayarak karşısına geçer ve ses tonuna en otoriter giysiyi de giydirerek baÅŸlar konuÅŸmaya :- Bana bak mr.Powell , kendini kaptırmış gidiyorsun ben baÅŸkan olacağım diye , güzel. Ama ÅŸimdi otur bakalım ÅŸu masaya, al eline kağıdı- kalemi ve yaz bakalım . Ben ABD baÅŸkanı olmak istiyorum çünkü aÅŸağıda yazdığım ÅŸu 50 nedenden ötürü …hadi , hemen …
“Dünya’nın neresinde demokratik bir hükümet eleştirildiği için, kendini eleştiren kurumu
yargıya intikal ettirir? 2002 yılında Kuzey Irak’ a sınır ötesi operasyon yapacağız diyen hükümetimiz, bu sene artan terör olayları karşısında neden tepkisiz? Talabani ve Barzani’ nin Bush ile 40 dakika yaptığı görüşmeden korkup, kürtlerin siyasileştiğini varsayabilir miyiz? Dünya’nın neresinde demokratik bir hükümet eleştirildiği için, kendini eleştiren kurumu yargıya intikal ettirir? Demokrasinin temelinde kişisel hak ve özgürlükler yok mudur? Hükümet TUSİAD gibi bir kurumun eleştirisine bu şekilde tepki verirse, hükümeti kim eleştirmeye cesaret eder? Eleştirilmeyen bir hükümet kendi doğrularıyla nereye kadar ülkeyi yönetebilir? 2002 yılında Kuzey Irak’ a sınır ötesi operasyon yapacağız diyen hükümetimiz, bu sene artan terör olayları karşısında neden tepkisiz? Kıbrıs konusunda çok kesin tavrı olan hükümetimiz neden bu kesin tavrından vazgeçmeye başladı? Avrupa Birliği’ nden müzakere tarihi almak, medyanın bize lanse ettiği kadar önemli mi? Devletin birçok kurumundaki görevlilerin değiştirilip, hükümetin kendi adamlarının bu görevlere getirilmesi ne kadar doğru? Neden ülkenin gündemi sürekli gereksiz konularla meşgul ediliyor? Hükümet yargıya güvenmediğini söylüyor, peki 65 milyon insan yargıya nasıl güvensin?
 «« Okumaya devam edin. »»
AYÅžE ARMAN / 11 Åžubat 2007 – Hürriyet
1999.
8 yıl önce.Cannes’da ‘Life is Beautiful’ filmi gösteriliyor.O müthiÅŸ film.Hani sonradan Oscar aldı.Davetliler arasında reklamcı Alinur VelidedeoÄŸlu da var.Pırıl pırıl, ÅŸahane bir hava.GüneÅŸ,çapkın çapkın göz kırpıyor.Davetliler, Carlton Oteli’nin plajındalar.Pek çok milletten insan bir arada.Alinur’un karşısında kırık ama sevimli bir Türkçe ile konuÅŸan bir Amerikalı var.
Alinur da o gün son derece neşeli, fırsatı kaçırmıyor, espriyi patlatıyor:
‘Sevgiliniz güzel miydi?’
«« Okumaya devam edin. »»
Ben bugün yirmili yaşlarımı sürüyor olsaydım , ve arada bir boynumu uzatıp ; bu Tayip yanlış adam bununla olmaz , Baykal dersen sek palavra , ondan hiç olmaz , ahhh ben olacağım kiii havalanmasında kanatlanmış olsaydım , daha bugünden başlayarak atacağım
her adım, konuşacağım her söz için fren balatalarımı devamlı taze tutardım . Bunun gerekliliği bir şekilde ama çok sert bir şekilde karşımıza çıkıyor gün sektirmeden . Yani poyrazda zamanında kontrolsüz yapılan bir yellenme bugün burun mendireklerinde acayip çatlamalar yaratıyor . Bakıyoruz günlük haberlere DTP üyesi güneydoğulu bir başkan, bir vekil ya da sözcü Sn.Öcalan diye (elbet bilinçsiz bir saygılı insan tutumundan kaynaklı değil) dili sürçüveriyor, hemen ana haber bültenlerinin baş köşesine oturup hakkında verilecek yıllarla ölçülü cezayı beklemeye başlıyor. Çünkü yasalarda bu sözün bu kişiye karşı kullanılmasına karşı bir müeyyide var . Doğru mudur, yanlış mıdır o ayrı bir konu ama bir de bu ismin geçtiği yerde binlerce yüreğin birden bir ağızdan acıyı tam içimizde duyumsatan sızlamaları var ki sadece bu bile yetiyorda artıyor doğru mudur , yanlış mıdır tartışmasına nokta koymak için .
Şehitlerimize ve devlete veya belli bir kente önemli hizmetleri dokunan kişilere saygı
göstermek artık belediyelerin, şahıs ve kurumların tekelinden kurtarılıp devlet politikasına dönüştürülmelidir. Çünkü gerek belediyeler ve gerekse kurumların değişmeyen politika ya da ilkeleri yoktur. Genellikle kendi iktidarlarının görüşleri doğrultusunda uygulama yapmaya meraklıdır ve de öyle yaparlar. Genellikle bir belediye yada kurum hangi siyasi gücün çoğunluk oylarına sahipse o görüşün doğrultusunda uygulama yaparlar. Yarın oy dağılımı değişiverir, uygulamalarda hemen şekil değiştirir ya da öncekiler ters yüz edilir. Oysa devlet politikaları değişmez (öyle olması gerekir) kalıcıdır. Mesela bu şehitlerimize saygı adına devlet şöyle;
Ankara’nın en güzel yerinde, bakımlı ve yemyeşil bir geniş parkın tam ortasına, şöyle belli sembollerle süslenmiş ve alçıdan yapılmış atölye çalışması görüntüsü vermeyecek bir şehitler abidesi yapsa. 30-40- belki 50 metre yüksekliğinde bir sanat ve mimari şaheseri görüntüsünde.
 «« Okumaya devam edin. »»
Mesela ; iki küçük çocuğumuzu peşpeşe kanalizasyon derelerine gönderebiliyoruz ama
olsun ….İstanbul´da önceki gün 5 yaşındaki Dilara´nın rögara düşerek hayatını kaybetmesinin ardından bir facia da İzmit´te yaÅŸandı. Gebze ilçesi Darıca beldesine baÄŸlı BayramoÄŸlu Mahallesi´nde dün, boÅŸ bir prefabrik evin bahçesinde aÄŸzı açık bırakılan 4 metre derinliÄŸindeki su kuyusuna düşen 3 yaşındaki Tuğçe Özbilgili öldü.
Kimsenin oturmadığı prefabrik evin bahçesinde oynayan çocuklardan Tuğçe, ağzı açık su kuyusuna bakmak isterken düştü. Tuğçe, içinde su da bulunan kuyuda çırpınırken, çoğunluğu aynı yaştaki diğer çocuklar yakınlarına haber verdi.
Olay yerine gelen itfaiye çalışma başlattı. Kurtarma çalışmaları sırasında kuyuya inen itfaiye ekipleri Tuğçe´yi çıkardı. Hazır bekletilen ambulansla hastaneye kaldırılan Tuğçe´nin yolda öldüğü belirtildi. Kuyunun bulunduğu evin yaklaşık 30 metre yakınında oturdukları belirlenen Saniye-Burhan Özbilgili çiftinin iki çocuğundan biri olan Tuğçe´nin ölümü üzerine, Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı.
Hadi bakalım tam her türlü bütünlükten söz ettiğimiz bu günlerde çok sayın Evren paşamız
yeniden gündeme adı sanı belli şekli ile eyalet sistemini getiriverdi . hassas bölgelerin eyalet başkenti olarak anıldığı, hepsinin ayrı bayraklarının da olabileceği merkezi açıdan federal başkente bağlı ama idari açıdan bağımsız özelliklere sahip bir sistem.Çok büyük coğrafyaya, yüzölçümlerine sahip ülkeler ile demokrasi sorununu bütünüyle aşmış batılı ülkelerde , belki varsa eğer sorunları eyalet sınırları içinde hapsedip, öğütmeyi amaçlayan ve bunda da başarılı olan bu sistem Türkiye gibi pek de öyle büyük coğrafyaya yayılmamış, demokrasiyi özümseyememiş bir ülkede ne kadar başarılı olabilir. gerçi sayın Evren paşamız bugün değil diyor ama ….birkaç gün öncesinde aklıma takılan bir konu oldu benim. taa ilk okul günlerinden kalan , atlasların ilk sayfalarında yer alan coğrafi Türkiye haritası içinde kalın çizgilerle sınırları belirlenmiş yedi bölge . o kadar anlamsız gelmeye başladı ki biraz düşününce .