B.O.K. (Besinlerin Oksitlenmiş Kalıntısı)
Yükleyen orcinuzun. – Film ve TV kanalındaki diğer videolara göz atın
Waterworld adlı filmi izleyenler mutlaka hatırlayacaktır. O filmde, filmin jeneriğinde Kevin Costner abimiz bir alete işer ve o idrar bazı borulardan geçer bazı değişimlere uğrayıp su olarak çıkar en sonunda da kevin abimiz bu suyu
lıkır lıkır içer. Yani bir nevi içilebilir idrar elde eder.
Biraz garip biraz mide bulandırıcı ama tahmin ettiğiniz gibi bu alet idrarı içilebilir temiz suya dönüştürüyor (insan veya hayvan farketmiyor). Leonardo Manavella’nın tasarlamış olduğu alet, temiz suyun bulunmadığı acil durumlarda kullanılmak üzere düşünülmüş.İdrar içilebilir suya doğru aşağıdaki aşamaları izliyor.
İlk olarak idrarın rengi ve tadı, aletin içinde bulunan aktifleştirilmiş karbon (aktif karbon) yardımıyla yok edililiyor. İkinci olarak idrarın içinde bulunduğu kap sıkıştırılıyor. Ve son olarak da içilebilir su elde ediliyor.
son olarak nasa, yüksek teknoloji bir geri gönüşümlü idrar makinesi geliştirmiş bulunmakta. fakat bu makineye biçilen fiyat $250.000 olduğu için daha çok astronotlar için kullanılması düşünülüyor.
Her erkeğin içinde küçük bir kız yaşar. Bu küçük kız sürekli dışarı çıkmak ister, kendini anlatmak ister ancak nerdeyse her
seferinde kafasına yumruk yiyip tartaklanır. Küçük kızın dışarı çıkma izni diğer büyük kızların iletişim sırasındaki güvenilirliğine bağlıdır, küçük kızın yaptıklarını başkalarına anlatmayacağından ve bu durumla alay etmeyip aksine yapılanın hoşuna gideceğinden emin olursak küçük kız çıkabilir dışarı. Yalnızca o zaman izin veririz küçük kızımızın dışarı çıkmasına, çünkü büyük kızlara şeker olduğumuzu ve onlar için utanacağımız şeyler bile yapabileceğimizi, aslında ne kadar da fedakar olduğumuzu göstermek isteriz. Eğer ‘ne küçük kızı ya?’ diyorsanız hala, örnekleri okudukça kendinizden utanmaya başlayacağınızı şimdiden haber vereyim, çünkü örnekler uç ve alakasız bile olsa size kendi yaptıklarınızı anımsatacak ve huzursuz olmanıza sebebiyet vereceklerdir.
O küçük fahişeler yüzünden erkek arkadaşlarımızın yanında sosyal teröristler haline gelebiliriz, korkudan tir tir titrer ‘Aysu senin ona yaptığın hediyeyi anlattı, bütün gece kapısının önünde beklemişsin, gelmeyince de kapısına güllerle onu sevdiğini yazmışın’ gibi cümlelerin gelmesinden korkarız küçük kız yüzünden. Güzel bir korkudur aslında bu, ama bir anda bizi saldırganlaştırabilir, kız arkadaşlarına sert davranıp ataerkil ilişkiler yaşayan erkekler arasında bunu yapan biri olmak sizi bir anda yerin yirmi kat altına sokabilir –ki o ataerkillerin de içlerindeki küçük kızların varlığından adınız gibi emin olmanıza rağmen, onlara birşey diyemezsiniz çünkü zaten sosyal anlamda bitmişsinizdir o an ve saldırıya geçmeniz mümkün değildir– ve Aysu’ya olan aşkınız bir anda Aysu orospusuna olan nefrete dönüşebilir.
Bayramlar herkesindir.
İster ülkemizde olsun, ister dünyanın en varsıl ya da en yoksul bir başka köşesinde.
Bayramlar herkesindir, ama önce çocukların.
Bir bayram gününün getirdiği farklılığı, parıltılı coşkuyu, öncesindeki gizli heyecanları, sonrasındaki serbest bırakılan hüzünleri, su katılmamış bir masumiyet ile önce çocuklar fark eder, onlar yaşar.
Çocuklar bayramların, kapı kapı dolaşıp el öpen, şeker toplayan aksesuarları değildir.
Onlar ; tüm bir yaşamın tam bayramlık halidir, bayram günüdür. Yaşlarımız kemale ermek için yol almaya devam ettikçe, iki de bir başımızı geriye doğru çevirip sanki görecekmiş gibi “nerde o eski bayramlar” dememiz bundandır işte. Özlediğimiz o eski bayramlar değil, o bayram günlerini yaşayan kendi çocukluklarımızdır. Ve hiç kuşku duyulmasın ki bugünün çocukluk çağlarının cıvıltılı bahçelerinde oynanan oyunlar, aynı ağızların yarınlarda söyleyeceği “nerde o eski bayramlar” şarkısının hüzünlü nakaratlarına dönüşecektir,çok değil yirmi sene, otuz sene sonra. Göz açıp geçinceye kadar kısa bir süre sonra…
